İZ BIRAKANLAR

Abdülezel Paşa (Konya-Hadim) ,   

(1827-?) Konya’nın Hâdim kazasında dünyaya gelen Abdülezel Paşa 16 yaşında iken, er olarak orduya katıldı. Askerlik mesleğine aşıktı. Çok gayretli ve çalışkan olduğu için; 30 yaşlarında subaylığa geçirildi. 1853-56 Kırım Harbinde ve 1868 Girit İsyanının bastırılmasında, 1872’de Sırbistan ayaklanmalarının bastırılmasında kahramanlıklar gösterdi. 1877-78 Osmanlı - Rus harbinde, Plevne muharebelerinden sonra Tuğgeneralliğe yükseltildi. 1897 Yunan Harbinde Tugay komutanı olduğu hâlde, cephenin en ön saflarında çarpışmaya katılıyordu. Top gülleleri yakınlarına kadar düşmeye başlamıştı. İşte bu Alasonya Muharebeleri öncesinde Paşa, askerlerine bir konuşma yaptı. Paşa şöyle diyordu: "Askerlerim! Yiğitlerim! Bize, namusumuza göz diken düşmana haddini bildirmenin şimdi zamanıdır. Cenâb-ı Hakk’ın yardımı ile hain düşmanı yenerek Osmanlının şânını yüceltme zamanıdır. Analarınız sizi bu günler için doğurup büyüttü. Devlet ve millet sizin süngü kuvvetinizle yücelecektir. Ben de sizinle beraber en önde savaşacağım. Sizden son arzum budur ki, eğer Pürnatepe alınmadan şehit olursam, benim cesedimi şehit olduğum yerde defnetmeyin. Bu tepeyi mutlaka ele geçirin ve benim için o tepe üzerinde bir kabir kazıp oraya defnedin! Şayet, tepeyi ele geçiremezseniz, bırakın cesedimi kurtlar, kuşlar yesin! Sizin dağları aşan hücumlarınıza, böyle tepeler dayanamaz. Allah’ın yardımı, Peygamber efendimizin imdâdı bizimledir. Haydi aslanlarım Allah utandırmasın!" Bu konuşma ile artık asker zapt edilemez şekilde coşku seline kapılmıştır. Şiddetli bir akın başladı. Yunan askeri kaçıyordu. Atı üstündeki Abdülezel Paşa tam alnına, bir kurşun isabeti ile vuruldu ve mertebelerin en yücesine kavuştu. Vasiyet ettiği tepe henüz düşmemişti. Askerler göz yaşı ile bu vasiyeti yerine getirmeye can atıyordu. Nihayet beklenen oldu ve Pürnatepe, Türk kuvvetlerinin eline geçti. Paşalarını büyük bir saygı ve itina ile tepeye defnettiler.


Abdülhalim Çelebi (Konya) ,   

(?-1925) Babası Abdülvahid Çelebi’nin 1907 yılında ölümü üzerine Postnişinlik makamına geçmiştir. Makamda bulunduğunun ilk yıllarında II. Meşrutiyet ilan edilmiş ve meşrutiyetçilerin yanında yer aldığı gerekçesiyle makamdan alınarak yerine Hz. Mevlânâ soyundan Necib Çelebi oğlu Veled Çelebi (İzbudak) getirilmiştir (1909).1919 yılında ise Veled Çelebi şeyhlikten azledilmiş ve yerine kendisinden önce makamda bulunan Abdülhalim Çelebi tekrar geçmiştir.Abdülhalim Çelebi ilk kez makama geçtiği zaman görevden alınışını haksızlık olarak nitelendirmiş ve İttihad ve Terakkî’nin aldığı bu azil kararını yıllarca içine sindirememiştir. İttihatçıların siyasi etkinliği kaybolduktan sonra ise Şeyhülislâma müracaat ederek 1919 yılında tekrar Makam Çelebiliğine getirilmiş; bu dönemde Osmanlı Meclis-i Mebûsânı’nda da Konya milletvekili olarak görev yapmıştır. İkinci meşihatında da ancak bir yıl kalabilen Çelebinin yerine Âmil Çelebi getirilmiştir. Âmil Çelebi makama geçtiği vakit hayli yaşlı ve rahatsızdı. Aynı yıl içerisinde vefat ettiği zaman, yerine Abdülhalim Çelebi üçüncü ve son kez posta oturacaktır. Son dönem Çelebileri arasında hayli renkli kişiliğiyle Abdülhalim Çelebi bu üçüncü kez makama geçişinde 1920-25 yılları arası meşihatta bulunmuş; bu görevinin yanı sıra seçime ilk sıradan girerek TBMM’ne Konya milletvekili olarak katılmış ve M. Kemal Atatürk’ün ardından seçimle Meclis Başkan Vekilliği (II. Başkan) görevini üstlenmiştir. Çelebi bundan önce de Millî Mücadele günlerinde göstermiş olduğu başarılı tutumlarından dolayı TBMM tarafından İstiklâl Madalyasıyla onurlandırılmıştır (21 Ekim 1923). Abdülhalim Çelebi milletvekilliği sona erdikten sonra tekrar Konya’ya dönmüş bir müddet dergâhın hizmetinde bulunmuş, sonra da İstanbul’a giderek orada bir otel odasına yerleşmiştir. Ama ne acıdır ki, bu otel odasının balkonundan düşerek ya da kötü bir olaya kurban giderek ölmüştür (12 Ekim 1925).


Alaaddin Keykubat (Konya),   

(?-1236) Selçuklu Devleti’nin onuncu hükümdarı olan Alaaddin Keykubat, Konya’da doğdu, büyüdü ve yetişti. 1219 yılında başa geçtikten sonra; Aladdin Camii, konya Sur’u ile Beyşehir’deki Kudabat Sarayı’nı yaptırdı. Açık fikirli, ilme ve ilim adamlarına değer veren ve imarcı bir hükümdar olan Keykubat 1236 yılında öldü. Bir Türk hazinesi ve abidesi olan Aladdin Camii’ni, Aladdin Keykubat tamamlattı


Ateşbaz-ı Veli (Konya) ,   

(?-1285) Ateşbaz-ı Veli, Hz. Mevlana’nın muasırı olup, esas ismi Şemseddin Yusuf, babasının adı ise İzzeddin’dir. Ateşbaz-ı Veli olarak ün yapmış ve gönüllerde taht kurmuştur. Ateşbaz-ı Veli’nin Baha Veled’le birlikte Belh’ten veya Karaman’dan geldiği, dergahta yetiştiği ve aşçılık yaptığı rivayet edilir. Ateşbaz, ateşle oynayan demektir. Onun Hz. Mevlana ve Mevleviler arasında önemli bir yeri vardır. Ateşbaz makamı bir terbiye ve eğitim makamıdır. Ateşbaz Veli ile ilgili pek çok rivayet anlatılır. Bunlardan birisi şöyledir: Bir gün, dergahın mutfağında yemek pişirmek için odun kalmamıştır. Dergahın aşçısı olan Ateşbaz Veli, durumu Hz. Mevlana’ya bildirince Hz. Mevlana Latife yollu, “Odun kalmadıysa ayaklarını kazanın altına sok da yemeği onunla pişir.” der. Ateşbaz için şaka da olsa emir emirdir. Mutfağa gider, ayaklarını kazanın altına sokar ve parmak uçlarından çıkan ateşle yemeği pişirir. Büyükler arasında açık keramet ızharı hoş karşılanmadığından Mevlana, bu duruma muttali olunca, hoşnutsuzluğunu “Hay ateşbaz hay” diyerek ortaya koyar. Ateşbaz Veli’nin Türbesi, Havzan semtinin üst tarafında, Yeni Meram yolu üzerinde, SSK Hastanesi’nin güneydoğusunda bulunmaktadır. Türbe klasik Selçuklu kümbetleri tipindedir. Kesme taşlardan sekiz köşeli gövdesi üzerine, tuğla ile örülmüş sekizgen piramit külah oturur. Türbenin kıblesinde küçük pencere üzerindeki kitabesi şöyledir: “Bu kabir, kutlu şehit rahmetli İzzeddin oğlu, milletin ve dinin güneşi Yusuf Ateşbaz’ın kabridir. 684 yılı Recep Ayının ortasında Allah’ın rahmetine kavuştu. Allah yarlığasın”


Cumhuriyet Dönemi Konya Belediye Başkanları (Konya,   

Gevrakizade Hacı Vehbi Efendi 1919-1919 Mehmet Muhlis Koner 1919-1923 Kâzım Gürel 1923-1927 Halis Ulusan 1927-1930 Şevki Ergun 1930-1938 Muhsin Faik Dündar 1938-1946 Mehmet Muhlis Koner 1946-1950 A.Samet Kuzucu 1950-1950 Rüştü Özal 1950-1954 İbrahim Aşçıgil 1954-1955 Nazif Tahralı 1955-1957 Cemil keleşoğlu (Vali) 1957-1958 Sıtkı Bilgin 1958-1960 Rıfat Ankay 1960-1960 General Sait Orhon 1960-1960 Muhlis Babaoğlu (Vali) 1960-1960 Macit Önger (Vali Yrd.) 1960-1960 Rebii Karatekin (Vali) 1960-1963 Ahmet Hilmi Nalçacı 1963-1970 Yılmaz Kulluk 1970-1977 Mehmet Keçeciler 1977-1980 Lütfü F.Tuncel 1980-1984 Ahmet Öksüz 1984-1989 Halil Ürün 1989-1999 ……… Tahir Akyürek


Cumhuriyet Dönemi Konya'da Görev Yapan Valiler (Ko,   

Kâzım Müfid Bey 1922-1925 İzzet Bey 1925-1932 Vehbi (Demirel) Bey 1932-1933 Cemal Bardakçı 1933-1938 Nazif Ergin 1938-1939 Nizamettin Ataker 1939-1944 Fuat Tuksal 1944-1945 İzzettin Çağpar 1945-1946 Necmettin Ergin 1946-1947 Şefik Refik Soyer 1948-1950 Ferruh Şahinbaş 1950-1951 Kemal Hadımlı 1951-1954 Cemal Göktan 1954-1955 Ethem Yetkiner 1955-1955 Cemil Keleşoğlu 1955-1960 Sait Orhon 1960-1960 Muhlis Babaoğlu 1960-1960 Rebii Karatekin 1960-1964 Ömer Lütfi Hancıoğlu 1964-1966 Ali Cahit Betil 1966-1968 Ali Rıza Aydost 1968-1970 Ali Akarsu 1970-1971 İhsan Tekin 1971-1975 Oktay Başer 1975-1978 Ömer Haliloğlu 1978-1979 Lütfi Tuncel 1979-1984 Kemal Katıtaş 1984-1987 Utku Acun 1987-1988 M.Necati Çetinkaya 1988-1991 İhsan Dede 1991-1993 Ahmet kayhan 1999-


Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi (Konya-Karata,   

(1888-1960) Hacı Veyiszade Mustafa Kurucu Efendi, Konya’nın Karatay İlçesine bağlı Yarma Bucağı Şatır Köyü’nden Hacı Veyis Efendi’nin iki oğlundan büyüğüdür. Hacı Veyiszade unvanı ile meşhur olup son devir din bilginlerimizin büyüklerindendir. H.1305/M.1888 yılında Konya’nın Sedirler Mahallesinde dünyaya gelmiş, 5 Şubat 1960 tarihinde Konya’da vefat etmiştir. Babası Hacı Veyis Efendi, ilk tahsilini köyünde tamamladıktan sonra, Konya’ya gelmiş, Aladağlı Hacı Ahmet Efendi’den icazet alarak müderris olmuş ve yüzlerce talebe yetiştirdikten sonra, 1935 yılında vefat etmiştir. Hacı Veyis Efendi, oğulları İbrahim ve Mustafa Efendilerin yetişmesinde büyük rol oynamış, hafız ve alim olmaları için bütün gayreti ile çalışmış, netice de onların da ilmiye sınıfı içinde yer almalarını sağlamıştır. Hacı Mustafa Kurucu Efendi, ilk tahsilini babasından almış, Sedirler Mahallesi Sıbyan Mektebinde okumuş, babasının da hafızlık hocası olan Bekir Hoca Efendi’den hafızlığını tamamladıktan sonra, bazı Konya alimlerinden fıkıh, tefsir, hadis, ahlâk, hikmet ve İslâm tarihi okuyarak icazet almıştır.Konya’da kurulan Islah-ı Medaris müderrislerinden Şeyh zade Ziya Efendi’den Arapça, Cebir ve Feraiz tahsil etmiş, Sultan Selim Camii Hatibi Mesnevi-han Sıdki Dede’den Farsça öğrenmiş, tasavvufi ilimler üzerinde durmuş, keskin zeka ve anlayışı ile kısa zamanda kendini yetiştirerek tanınmış din bilginlerinden biri haline gelmiştir. Türkçe, Arapça ve Farsça’sının çok kuvvetli olduğu bilinen Hacı Veyiszade merhum, Hocası Ziya Efendi’nin babası Şeyh Mehmet Bahaeddin Efendi’ye intisap etmiş, bir takım batıni bilgilere sahip olmuş, bu sebeple gerek şeyhine ve gerekse onun oğlu Ziya Efendi’ye büyük saygı ve bağlılık göstermiştir. Kendisi gerçek manada bir hak aşığı, gönüllere taht kurmasını bilmiş bir sevgi adamı, ilim ve irfan vadisinin unutulmaz simalarından birisidir. Büyük evliyalardan Ladikli Ahmet Ağa’nın da dediği gibi O, "Zirvesine ulaşılamayacak kadar büyük bir dağ’dır." Müslim ve gayr-ı müslim herkesin gönlünü kazanmayı bilmiş, bir ikinci Mevlana, bir ilim ve hikmet hazinesidir. Menkıbelerini anlatanlar, onun Allah dostlarından bir zat olduğunu ve benzerinin gelmesinin zor olduğunu söylemektedirler. Bütün bu özelliklerine rağmen, kendilerinde hiç bir öğünme payı görülmemiş ve tevazu timsali olarak yaşamıştır. 1960 yılının 5 Şubat Cuma günü Durak Fakı Mahallesindeki evinde Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Konya Üçler Mezarlığı’na defnedilmiştir. Hacı Veyiszade, yüzlerce talebe yetiştirdiği bir çok hayır işleri ile meşgul olup, halkın engin sevgisini kazandığı halde, herhangi bir kitap yazıp neşretmemiştir. Böyle bir istekte bulunanlara verdiği cevap ise hayli ilginçtir; "Bir kalpten bin kitap çıkar, fakat bin kitapta bir kalp bulunmaz!"


Hoca Ahmed Fakih (Konya) ,   

Ahmet Fakih’in Horasan’dan geldiğini, medrese eğitimi gördüğünü, fıkıhdaki üstün bilgisinden dolayı kendisine fakih denildiğini, İran Edebiyatı’na vakıf olduğunu ve pek çok kerametinin bulunduğunu Menakıb’ül-Arifin, Bektaşi Vilayetnameleri, Menakıb-ı Hace Fakih Ahmet ile Seyyid Harun-ı Veli menakibinden öğreniyoruz. Ahmet Fakih, Hicri 618 tarihini taşıyan türbe kapısı üzerindeki kitabesinde de pek ulu, pek büyük bilgin, üstün ibadet sahibi, meczupların efendisi, doğunun ve batının kutbu olarak övülmektedir. Eflaki de, Fakih Ahmet’in Sultan’ül Ulema Baha Veled’in talebelerinden olduğunu, ondan fıkıh dersi alırken cezbeye tutulduğunu, kitaplarını ateşe vererek dağlara çıktığını, Baha Veled’in vefatından sonra Ahmet Fakih’in Konya’ya döndüğünü bilginlik illetinin kendinden gitmesi için kırk yıl mücadele ettiğini ve pek çok keramet ızhar ettikten sonra, 1221 yılında vefat edip cenazesini Mevlana’nın kıldırdığını anlatır. Halbuki 1221 yılında Sultan’ül Ulema henüz Konya’ya gelmiş değildir. Pek haklı olarak İ. Hakkı Konyalı eflaki’nin pek büyük bir hataya düştüğünü ve Çarhname isimli eserin sahibinin başka bir Ahmet Eflaki olması gerektiğini savunur. Büyük Türk Klasikleri’nde şu bilgi verilmektedir. “Ahmet Fakih’in talebelerinden Şeyh Aliman Abdal’da Fakih adına Konya’da 1288 de bir mescid yaptırmıştır. Fakih’in sandukası buradadır. Bu gün Ahmet Fakih türbesi ve mescidi, Konya’da Hoca Fakıh semtinde bulunmaktadır.


Kadı Sıraceddin Urmevi (Konya) ,   

(1198-?) Anadolu Selçukluları’nın ünlü alim ve kadılarından olan Sıracüddin’in Künyesi Ebu’s-Sena’dır. 1198 yılında Azerbeycan’ın Urmiye şehrinde dünyaya gelmiştir. İlk tahsilini memleketinde yapan Sıracüddin Ebü’s-Sena, uzun yıllar Musul ve Şam’da kalıp tahsilini ilerlettikten sonra Konya’ya gelir. Mevlana Celaleddin, Şeyh Sadreddin Konevi başta olmak üzere, zamanın büyük alimlerinin sohbetlerinde bulunur. Kelam, mantık usul ve Şafii fıkhında üstattır. Parlak bir ilim hayatı vardır. Pek çok talebe yetiştirir ve sayısız eser verir. İlmi kudretinden dolayı taht şehri olan Konya kadılığına, sonra Anadolu Selçuklu Devleti Kad’l-kudatlığına getirilir. Karatay Medresesi’nin bani Celaleddin Karatay’ın vakıflarının vakfiyesini 1279 yılında Kadı’l-kudat olarak o tasdik eden Anadolu Selçuklu Devleti’nin Hakim olduğu pek çok vilayette yapılan vakıfların vakfiyeleri, yine onun tasdikini taşır. Konya’nın Karamanoğulları tarafından kuşatılması sırasında vermiş olduğu fetva ile, şehrin müdafaasında büyük hizmeti geçer. Halk onun vermiş olduğu fetva sayesinde yek vücud olarak Konya’yı savunur. Eserlerinden bazıları şunlardır. Et-tahsilü Muhtasar-ı Mahsül, Şerh’ül-Veciz’ülil-Gazali, Muhtasar-ı Şerh-is,Süne Lil-Begavi, Beyan-ül Hak Metaliü’l-Envar İsimli tefsiri meşhurdur. Hz. Mevlana’nın vefatında cenaze namazını kıldırmak üzere Şeyh Sadreddin-i Konevi’nin öne geçtiği sırada, üzüntüsünden bayılması üzerine, Mevlana’nın cenaze namazını bu zatın kıldırdığı rivayet edilir. Konya Musalla Kabristanında gömülüdür.


Konyalı Hekim Hacı Paşa (Konya) ,   

(1335-1423) Anadolu'nun İbni Sina'sı olarak bilinen fıkıh ve tıb alimi. İsmi, Celalüddin Hızır bin Ali el-Konevi olup, Hacı Paşa diye meşhurdur.1335 yılında Konya'da doğmuştur. 1423 senesinde Ödemiş’e bağlı Birgi’de vefât etti. İlk ve medrese tahsilini Konya'da yapmıştır.Ailesi, o zamanın Bilim Merkezi olan Kahire'ye göndermiştir.Kahirede'de hocaları Şeyh Ekmelüddin’den ve Mübarekşah Mantıki'den dersler almıştır. Bir ara ağır hastalığa yakalanması, tıb tahsiline yönelmesine yol açtı ve kısa zamanda, devrinin en meşhur doktoru oldu. Kahire’nin büyük hastahanesine baştabib tayin edildi. İlaçlar ve hastalıklar üzerine ihtisasını ilerlettikten sonra memleketi Konya'ya döndü. Aydınoğlu İsa bey'in daveti üzerine Aydın'a yerleşen Hacı Paşa İsa Bey için Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eseri ile, Türkçe Teshil adlı muhtasar bir tıb kitabı yazdı. Timur Hanın tabibleriyle görüştü. Yapılan ilmi münazarada, ilminin üstünlüğünü, tebabetteki ehliyeti ve dirayetini kabul ve tasdik ettiler. Büyük islam mütefekkiri Seyyid Şerif Cürcani Hacı Paşa'nın dehasına ve faziletine hayranlığını yazmıştır .Yerleştiği Birgi kazasında 1423 senesinde vefat eder ve gömüldüğü yere Hızırlık adı verilmiştir. Hacı Paşa'nın Şifa-ül-Eskam ve Deva-ül-Alam adlı eserinin genel planı, İbn-i Sina’nın Kanun’una benzemektedir. Dört bölümden meydana gelen eserin birinci bölümünde genel bilgiler, ikinci bölümünde yiyecek ve içecekler, üçüncü bölümde hastalıkların sebepleri, dördüncü bölümde genel hastalıklar yer almaktadır. Hacı Paşa kitabın girişinde, eseri yazarken karşılaştığı güçlükleri, hocalarından yaptığı tahsili, hastahane tecrübelerini ve okuduğu tıb kitaplarını bildirmektedir. Ayrıca birçok gözlemlere de yer vermiştir. Hacı Paşa daha sonra bu eserini kısaltıp, Türkçe olarak Teshil-üt-Tıb isimli kitabı yazmıştır.


Mahmut Esat Efendi (Konya) ,   

(1856-1918) Hukukçu, yazar. Rüştiye öğrenimini İstanbul’da tamamladıktan sonra Fatih medresesi’nde ve Menşe-i Muallimîn-i Askeriye Okulu’nda matematik, fizik, astronomi dersleri okudu. Mekteb-i Hukuk’u bitirdi. 1885’te İzmir Bidayet Mahkemesi Başkanlığı’na atandı. Bu görevinin yanı sıra İzmir İdadisi’nde fizik, kimya ve geometri dersleri verdi.1896’da Maliye Nezareti Hukuk Müşaviri olarak İstanbul’a gitti. Mektebi Hukuk’ta mecelle ve hukuk tarihi, Mekteb-i Mülkiye’de devletler hukuku, İktisat ve İlahiyat Medresesi’nde hukuk, din, iktisat dersleri verdi.1908’den sonra Maliye Nezareti Müsteşarlığı, tapu ve Kadastro Nazırlığı, Adliye Nazır Vekilliği yaptı. 1914’te devlet Şûrası (Danıştay) Tanzimat Dairesi başkanı oldu, Isparta milletvekilliği yaptı. Türkiye’de kadastro uygulamasıyla ilgili çalışmaları ilk kez Mahmur Esat Efendi yaptırmıştır. Hukuk, din ve İslam hukukuna ilişkin yapıtları bulunmaktadır.


Mehmet Vehbi Efendi (Konya) ,   

(1861-1949) Konya’da doğdu. Çelik Hüseyin Efendi’nin oğludur. 1876 yılında Tokmakzade Mehmet Efendi’den ilk dersini almış, 1877’de, Hadim medresesine kaydolmuş, Hafız Ahmet Efendi’den Sarf ve Arabi okumuş, 1880 yılında Konya’ya gelmiş ve Konya’da "Şirvaniye" medresesine kaydolmuştur. Oradaki tahsilini ikmal ettikten sonra 1888 senesinden itibaren ders okutmaya başlamıştır. 1899 senesinde "Mahmudiye" medresesine müderris olmuş, 1901 yılında Hukuk Mahkemesine Üye ve Hukuk Mektebine Müderris olmuştur. 1908 Meşrutiyet inkılabından sonra siyasi hayata atılmış, 1908 yılında Konya Meb’usu olarak İstanbul Meclis-i Mebusanına seçilmiştir. 1911 yılında Meb’usan meclisinin dağılması üzerine Konya’ya gelerek eser yazmaya başlamış, 1915 senesinde "15 Ciltlik Tefsir"ini tamamlamıştır. 1911 yılında İzmir’in yunanlılar tarafından işgali üzerine Konya Halkı’nı Kuva-i Milliye’ye katılmaya teşvik eder mahiyette konuşmalar yapmış ve bunda başarılı olması yüzünden o zamanın Valisi Cemal Beyle araları açılmış, Vali Cemal Bey’in makamını terk ederek kaçması üzerine Ordu ve Halk tarafından Konya Valiliğine seçilmiş, o kritik buhranlı dönemde 6 ay Valililik yapmış, memleketin dertlerine çare bulup milletin ıstırabını dindirmiştir. 23 Nisan 1920’de ikinci defa Konya Meb’usu seçilerek Büyük Millet Meclisine katılmış, Milli Mücadele boyunca Konya Meb’usu olarak kurtuluş Savaşında çalışmış, bu arada meclis Reisliği, Şer’iye ve Evkaf Vekilliği görevlerini yapmıştır. İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra siyasetten çekilmiş, yazmış olduğu Kur’an-ı Kerim Tefsirini bastırmak ve yeni eserlerini yazmakla meşgul olmuştur. 27 Kasım 1949 yılında vefat etmiş, kabri Konya Musalla Mezarlığındadır. Eserleri: Hulasatu’l Beyan Fi Tefsir-Kur’an, Akaid-i Hayriye, Sahih-Buhari, Siyasi Hatıralar


Muhammed Celaleddin-i Rûmi (Hazreti Mevlânâ) (Kony,   

( 1207- 1273) Büyük düşünür, Alim, ilim adamı.Mevlana’nın asıl adı Muhammed Celaleddin’dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdendir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi, ona, daha pek genç iken Konya’da ders okutmaya başladığı tarihlerde verilir. Bu isim Şems-i Tebrizi ve Sultan Veled’den itibaren Mevlana’yı sevenlerce kullanılmış; Adeta adı yerine sembol olmuştur. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana’nın, Rumi diye tanınması, geçmiş yüzyıllarda Diyarı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya’da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır. Mevlana’nın doğum yeri, bugünkü Afganistan’da bulunan, eski büyük Türk kültür beldesi Belh’tir Mevlana’nın Doğum tarihi ise (6 Rebiu’l Evvel, 604) 30 Eylül 1207’dir. Bazı araştırmacıların tespitine göre, O’nun doğum tarihi 1182’dir. Asil bir aileye mensup olan Mevlana’nın annesi, Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun; babaannesi, Harezmşahlar (1157 Doğu Türk Hakanlığı) hanedanından Türk prensesi, Melike-i Cihan Emetullah Sultan’dır. Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna’nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled’dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin’in kızı Mümine Hatun’dur. Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh’ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü’l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh’ten ayrıldı. Sultânü’l-Ulemâ’nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar’ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır. Sultânü’l-Ulemâ Nişâbur’dan Bağdat’a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe’ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam’a uğradı. Şam’dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende’ye (Karaman) geldi. Karaman’da Subaşı Emir Musa’nın yaptırdıkları medreseye yerleşti. Bu yıllarda Anadolu’nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü’l-Ulemâ Bahaeddin Veled’i Karaman’dan Konya’ya davet etti ve Konya’ya yerleşmesini istedi. Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya’ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi’ni tahsis etti. Sultânü’l-Ulemâ, 12 Ocak 1273 yılında Konya’da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı’na bugünkü yerine defnedildi. Sultânü’l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna’nın çevresinde toplandılar. Mevlâna’yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi’nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu. Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems’te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems’in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî’nin yerini doldurmaya çalıştılar. Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuştu. Mevlâna’nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna’yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna’nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı. Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah’ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.


Namdar Rahmi Karatay (Konya) ,   

(1896-1953) Şair. Gerçek adı Mehmet Namdar olan ve 1896 yılında Konya’da doğan usta şair, soyadını da yine aynı yerde bulunan Karatay Türbesi’nden esinlenerek almıştır. Hukuk Mektebi’nde okumuş, daha sonra ondaki yeteneği gören bir maarif müfettişinin aracılık etmesiyle, birkaç arkadaşıyla birlikte Fransa’ya gönderilmiştir. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nin Felsefe bölümünü bitiren Karatay, yurtdışına gitmeden önce de, döndükten sonra da Anadolu’nun çeşitli okullarında öğretmenlik yapmıştır. Felsefi Meslekler Sözlüğü, Namık Kemal ve İdealizmi, Yazma Dersleri, Kitaplarımın Hikayesi, Geçti Bor’un Pazarı gibi eserleri vardır


Nasreddin Hoca (Konya-Akşehir) ,   

(1208-1284) Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur. Sivrihisar’ın Hortu yöresinde doğdu, Akşehir’de öldü. Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi’dir. Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı oldu. 1237’de Akşehir’e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu. Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat’ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca’nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur’la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur’dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca’yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır. Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir. Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Buradan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca’nın dilinde, halkın tepkisini gösterir. Nasreddin Hoca’nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat’ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.


Pir Esad Sultan (Pisili Sultan) (Konya) ,   

(?- 1263) Hz. Mevlana ile muasır velilerden birisi de halkın Pisili Sultan olarak bildiği Pir Esad Sultandır. Türbesi ve zaviyesi, Pir Esad mahallesindedir. Bu gün, türbenin doğusunda bulunan zaviye ve mescitten eser kalmamıştır. Türbenin kıblesine büyük bir cami inşa edilmiş olup, yakın bir zamanda ibadete açılmıştır. Türbenin doğusunda, önü açık zaviyede Karamanoğulları dönemi meşayihine ait bulunan mezarlar halen mevcut olduğu halde, bu gün zaviye tamamen yok olmuştur. Selçuklu döneminin meşhur şeyhlerinden biri olduğu anlaşılan Pir Esad Sultan’ün baş ucundaki kitabeden onun, 662/1263 yılında öldüğü anlaşılmaktadır. Halkın Pisili Sultan diye andığı bu büyük veli, Mevlana’dan on yıl kadar önce vefat etmiştir. Adından da anlaşılacağı üzere, kedileri çok seven Pir’in vasiyeti üzerine, kedisi de sandukasının sol tarafına ve ayak ucuna doğru gömülmüştür. Pir Esad Sultan’ın kabir taşı kitabesinin Türkçeşi şöyledir: “Rahim ve Rahman yüce Tanrı adıyla. Her canlı fanidir. Ancak Tanrı bakidir. Bu türbe, ulu, yüksek şöhretli Şeyh, dünyada Tanrı’nın Velisi Şeyh Esad’ın türbesidir. Allah’ın rahmeti üzerine olsun. 622 yılında vefat etti.”


Sadır Sultan (Konya) ,   

(?-?) Selçuklu dönemi büyüklerinden birisi de Sadır Sultan’dır. Asıl adı Bekir, Sadreddin Sadri de onun lakabıdır. Sadır Sultan olarak ün yapmıştır. Alim, fazıl, edip ve şair, bir zat olan Sadır Sultan, aynı zamanda da ödeniminin meşhur hekimlerindendir. Mevlana’nın muasırı olduğu rivayet edilir. Doğum ve ölüm tarihi hakkında kesin bilgi bulunmamaktadır. Sadr, göğüs, kalb, öncü, baş, başköşe, başköşede oturan emir, gibi anlamlarda kullanılmaktan başka, alim, fazıl şahsiyetler hakkında bir hürmet ve sevgi ifadesi olarak kullanılmıştır. Osmanlı’da kullanılan Sadrazam ve Sadreyn unvanları bunun en açık örneklerini teşkil eder. Sadreyn, Kumeli ve Anadolu kazaskerleri için kullanılan bir unvandır. Sadır Sultan’ın türbesi, onun adını taşıyan Sedirler semtinde, Yanık Camiin kıblesindeki mezarlık içerisindedir. İ. Hakkı Konyalı, türbenin 65/70 yıl önce kubbeli olduğunu, türbenin içerisinde birkaç yatırın bulunduğunu, Muharrem ayında Mevleviler’in buraya gelerek ziyaret ettiklerini, türbenin çevresinde türbedar odaları bulunduğunu zikreder.


Seyit Harun Veli (Konya-Seydişehir) ,   

Seydişehir' in kurucusudur. Orta Asya'dan (Horosan'dan) gelip Anadolu'nun Toros dağlarının eteklerinde (Küpe dağı) şimdi kendi adıyla anılan şehiri kurmuştur. Seyit Harun hakkında bir çok efsaneler vardır. Bunlardan bir tanesi: Deve Taşı Efsanesi : (Seydişehir) Seyyid harun küpe dağının eteklerine şehri kurarken bir haber ulaşır. Ilgın - Kadınhanı arasındaki Mahmuthisar köyündeki tekke de müridleri ile oturan Didiği Sultan adlı bir ermiş şeyh, ayıya gem vurarak binmiş, müridleri ile birlikte Seyyid'in ziyaretine gelmektedir. Haberi alan Seyyid'in Harum, müridlerini toplar, oradaki kocaman bir kayaya "Deve ol" der, deve şekline giren kayaya binerek Didiği Sultanı karşılar. Keramet ehli iki pir, Seydişehir'in girişinde buluşurlar. Didiği Sultan bindiği ayıdan iner, onu dağa sürer. Seyyid Harun'da bindiği taş deveyi çöktürür, oda iner, böylece helalleşip görüşürler. Seyyid Harun'un bindiği taş deve, çöktüğü yerde olduğu gibi kalır. Yüzyıllar boyunca, deveye benzeyen bu kaya parçası, halk tarafından ziyaret edilerek efsanesi anlatılır. Devetaşı olarak bilinen kaya bu gün Aliminyum tesisleri lojmanları arasında kalmıştır.


Seyyid Mahmud Hayranî (Konya) ,   

(?- 1268) Mevlana dergahına kapılanıp onun aşk potasından nasip alan velilerden birisi de Seyyid Mahmut Hayrani’dir. Mesut Paşa’nın oğlu olan Hayrani, Harran’dan Anadolu’ya göçmüş ve Konya’ya gelip yerleşmiştir. Bir süre Hazreti Mevlana’nın yanında kalmış, onun hizmetinde bulunmuş ve ondan feyz almıştır. S. Mahmud Hayrani, daha sonra, Akşehir’e giderek inzivaya çekilmek istemişse de kapıldığı ilahi aşkın tesiriyle cezbeye tutularak dağlara düşmüş, bir süre dolaştıktan sonra, meczup bir halde Akşehir’e dönmüştür. Seyid Mahmud Hayrani’yi çok seven Hz. Mevlana, vefatına kadar onu hiç unutmamış, gelip gidenlerden hep sormuştur. Pek çok kerametinden bahsedilen Hayrani, 667/1268 tarihinde vefat etmiş, Sultan Dağı’nın eteklerinde, adını taşıyan, Sultan mahallesindeki türbesine defnedilmiştir. Sanduka kitabesinin Türkçesi şöyledir. “Velilerin kutbu mesut şehit, merhum ve mağfur senedim ve efendim Seydi Mahmud İbni Mesut H. 667 yılında ölmüştür. Allah’ın geniş rahmeti üzerine olsun.” Türbede mevcut, Türk tahta işlemecilik ve oymacılık sanatının şaheseri olarak kabul edilen üç veya dört sanduka, Konya’da oturan Alman Konsolosunun teşviki ile, bir Ermeni tarafından çalınmış, bunlar yurt dışına çıkarılırken ikisi yakalanarak İstanbul’da Türk ve İslam Eserleri Müzesine’ne kaldırılmıştır.


Sultan Veled (Konya) ,   

(1226-1312) Muhammed Sultan Bahaeddin Veled, 25 Rebiülevvel 623 Hicri, 26 Nisan 1226 Miladi yılı, Cuma günü Karaman’da doğdu. Babası Mevlana Celaleddin Rumi, annesi Semerkand’lı Şerafeddin Lala’nın kızı Gevher Hatundur. Annesinin Harzem prenslerinden olması dolayısıyla, Sultan Veled diye anıldığı rivayet edilir. Dedesi Sultan’ül Ulema 628 Hicri yılında Vefat ettiği zaman Sultan Veled beş yaşlarındadır. Okuma ve yazmaya küçük yaşlarda başlar. İslami ilimleri ilk defa babasından tahsil eder. Akıncı Medresesi’nde babasından “Hidaye” okur. Daha sonra kardeşiyle birlikte tahsil için Şam’a gider. Babası gibi, Hanefi fıkhında üstattır. Ahmet Eflaki, Ariflerin Menkıbeleri isimli eserinin yedinci bölümünü ona tahsis eder ve pek çok kerametinden bahseder. Sultan Veled’i, yakın sırlarının mahzarı ve hakikatleri arayanların sultanı olarak vasfeder. Neticede Sultan Veled, Çelebi Hüsameddin’i babasının halifesi olarak bilir ve onbir yıl ona bağlı kalır. Mevlana’nın Sultan Veled’e hitaben: “Ey Bahaeddin! Benim dünyaya gelişim, senin dünyaya gelmen içindi, çünkü benim bütün söylediğim sözler, benim sözüm (kavlim) dir. Halbuki sen, benim eserimsin (fiilimsin). Dediği rivayet olunur. Sultan Veled, Hüsameddin Çelebi’nin 1284 tarihinde Vefatı üzerine, müridlerinin de ısrarlarına dayanamayarak babasının postuna oturur. 1312’de vefatına kadar bu makamda kalır. Mevlevi Tarikatı’nın temellerini atar. Babasının açtığı çığırda ve hak yolda yetmiş yıla yakın, ilim, irfan ve marifet ışığında insanları irşad etmiş ve doksan yaşlarında olduğu halde geride, Rebabname, İbtidaname, İntihaname adında üç mesnevi ile Maarif gibi eserler bırakmıştır.


Şems-i Tebrizi (Konya) ,   

(1185-1247) Asıl ismi Mevlana Muhammed’dir. Melik Dad oğlu Ali adında bir zatın oğludur. 1185 yıllarında Tebriz’de Dünyaya gelmiştir. Azeri Türklerindendir. Şemseddin yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır. Daha küçük yaşlarda manevi ilimleri tahsilde gösterdiği kabiliyetle dikkat çeken Şems, din ilimleri öğreniminden sonra, genç yaşlarında Tebrizli Ebubekir Sellaf’a mürid olmuş, ününü duyduğu bütün meşhur şeyhlerden feyz almaya çalışmış ve bu sebeple diyar diyar dolaşmıştır. Bu gezginliğinden dolayı kendisine “Şemseddin Perende” uçan Şemseddin denilmiş, ayrıca Tebriz’de tarikat pirleri ve hakikat arifleri ona “Kamil-i Tebrizi” adını vermişlerdir. Daha sonraları Secaslı Şeyh Rukneddin, Tebrizli Selahaddin Mahmut ile büyük alim ve ünlü mutasavvıf Necmüddin Kübra’nın halifelerinden Centli Baba Kemal’e intisap ederek onlardan feyz almıştır. Peygamber Efendimiz’in ahlakını örnek alan Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Hz. Mevlana’yı arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık ve kıyafete önem vermeyen Şems, Mevlana ile üç- üçbuçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onun ilahi aşkın potasında eriterek, kamil bir Hak aşığı yapmaya muvaffak olmuştur. Mevlana’da meydana gelen büyük değişikliği hazmedemeyenler, onun Mevlana’dan ayrılmasına sebep oldular. Şems 645 H. 1247 M. Tarihinde şehit mi edildi, yoksa geldiği gibi, kimseye haber vermeden Konya’yı terk mi ettiğine dair kaynaklarda bir bilgi bulunmamaktadır.Bugün Konya’da Şems makamı olarak bilinen, halk ve bilhassa Mevlevilerce Mevlana türbesinden önce ziyaret edilen bu mescit-türbe de mevcut sanduka, boş bir sanduka mı, yoksa Mehmet Önder Bey”in bir hatırasında anlatıldığı gibi, Şems gerçekten burada mıdır? bu da bilinmemektedir. Niğde’deki Kesikbaş Türbesi de Şems’e izafe edilir. Bunlardan ayrı olarak tebriz’de Geçil denilen mezarlıkta, Hoy’da, Pakistan’ın Multon şehrinde Şems türbeleri veya makamları vardır. Bunlar çeşitli rivayetlerle süslenmiştir. Pakistan’lıların söylediklerine göre de Şems, Konya’dan bir gece yarısı gizlice ayrılmış, önce Tebriz’e oradan da Hindistan’a gelmiş, meczup ve perişan yıllarca ormanlarda dolaştıktan sonra Multon Şehrinde ölmüştür.


Şeyh Edebali (Konya) ,   

(1206-1326) (Bkz.Karaman iz bırakanlar) Aslen Karamanlı’dır. İlk tahsilini memleketinde yapan Edebali, tahsilini Şam’da tamamlar. Tefsir, hadis, tasavvuf ve özellikle İslam Hukuku’nda ihtisas sahibidir.. Hz. Mevlana gibi, zamanının büyüklerinin sohbetinde bulunur. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Sultan Osman Gazi’nin kayınpederidir. Zamanının büyük alim ve velilerindendir. Doğum tarihi kesin olmamakla beraber, 603/1206 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. İlimde derya, amelde yüksek, takva ve verada örnek, mal-mülk sahibi bir zat olan Edebali, Eskişehir yakınlarında İtburnu denilen köyde yaşar, yaptırmış olduğu zaviyede öğrenci yetiştirir ve halkı irşad eder. Anadolu fütüvvet ehli Ahilerle yakın münasebeti olan Edebali’yi Osman Bey sık sık ziyaret eder ve sohbetinde bulunur. Uzun bir ömür süren Edebali 726 H./1325-26 yıllarında yüz yirmi yaşları civarında olduğu halde vefat eder. Cenazesi Bilecik’de zaviyesinin yanına defnedilir.


Şeyh Sadreddin-i Konevi (Konya) ,   

(1207-1274) Esas ismi Eb’ül Me’ali Muhammed bin İshaktır. Dedesinin adını almıştır. 605/1207 tarihinde Malatya’da doğmuştur. Babası İshak Efendi kendisi gibi büyük bir alim ve Anadolu Selçukluları nezdinde itibarlı ve mevki sahibi bir zattır. Aynı zamanda ünlü mutasavvıf Muhyiddin Arabi’nin de yakın dostudur. Şeyh Sadreddin-i Konevi babasını küçük yaşlarda kaybeder. O yıllarda Konya’ya gelen Şeyh’ül-Ekber Muhyiddin-i Arabi Hazretleri, annesiyle evlenir. Küçük Sadreddin bundan sonra tamamen babalığının terbiye ve tedrisi altına girer. İyi bir tahsil görür. Muhyiddin-i Arabi ile birlikte Halep ve Şam’a gider. Devamlı onun derslerini takip eder. Onun vefatından sonra büyük alim ve mutasavvıf Evhadüdin-i Kirmani’den feyz alır. Daha sonra Mısır’a ve Haca gider. Hac dönüşü Konya’ya yerleşir. Hadis ve tasavvufta ünü dünyaya yayılan Sadreddin-i Konevi, Konya’da Hoca Cihan’ın kendisine hediye ettiği konakta otururdu. Bu ev, Çeşme Kapısı denilen Konya sur kapılarının birinin dışında ve şimdiki türbesinin bulunduğu yerde idi. Konya’da binlerce talebe yanında pek çok da hikmet ve tasavvuf ehli kimseler yetiştirir. Mevlan’nın da kendisinden feyz aldığı rivayet olunurl. Ahmet Eflaki, Menakıb’ül-Arifin isimli eserinde Mevlana ile aralarındaki münasebet ve dostluğa ait pek çok merıbe nakleder. Ayrıca Mevlana, cenaze namazının Sadreddin-i Konevi tarafından kılınmasını vasiyet etmiştir. Sadreddin-i Konevi, hocası Muhyiddin-i Arabi’nin kendisinin yüksek makamlara kavuşması için çok uğraştığını, vefatından sonra da üzerinde tasarruflarının devam ettiğini uzun uzun anlatır. Sadreddin-i Konevi, 673 Hicri, 1274 miladi yılı Muharrem ayının 16. Pazar günü Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Türbesi II. Abdülhamid Han zamanında ve onun direktifleri ile Konya Valisi Ferid Paşa tarafından, 1899 yılında yeniden restore edilmiştir. İ’caz’el-Beyan, Miftah’ül-Gayb, Nusus, Mir’at ül- Arifin, Nefahat gibi pek çok değerli eseri vardır. Eserlerinden Fatiha Tefsiri 1310’da Haydarabad’da basılmıştır.


Ulu Arif Çelebi (Konya) ,   

(1272-1320) Ulu Arif Çelebi, Sultan Veled’in büyük oğludur. Annesi Selahaddin-i Zerkubi’nin kızı Fatma Hatun’dur. 670 Hicri ve 1272 Miladi yılı Zilkade ayının 8. Salı günü dünyaya gelmiştir. Ulu Arif Çelebi’ye kadar Sultan Veled’in pek çok çocuğu olmuşsa da hepsi de küçük yaşlarda Vefat etmişlerdir. Bu sebeple Ulu Arif Çelebi’nin doğumu başta Hz. Mevlana olmak üzere, ailede büyük sevince vesile olmuştur. Ulu Arif Çelebi’nin emriyle Ahmet EFLAKi, meşhur Menakib’ül Arifin isimli eseri yazmış ve böylece kaynak olabilecek büyük bir eser meydana getirilmiştir. Arif Çelebi, yanında Ahmet Eflaki de olduğu halde, başta Tebriz ve Azerbaycan olmak üzere, Anadolu’nun pek çok yerini birçok kez gezmiş, oralarda irşadlarda bulunmuşlardır. 1312’de babası Sultan Veled’in ölümü üzerine, Mevlevilik postuna oturmuştur. Bu sıralarda kırk yaşları civarındadır. Mevleviliğin kurulması ve gelişmesinde babası Arif Çelebi’nin de büyük emeği geçmiştir. Bir Divanı vardır.


Selda Alkor(Konya) ,   

(1943- ) Sineme oyuncusu.Konya’da doğdu. Bir sinema dergisinin (Ses) açtığı yarışma sonucu sinemaya geçti (1965). Cumartesi senin Pazar Benim adlı filmle oyunculuğa başladı. Önemli filmleri : Güneşe Giden Yol (Halit Refiğ), Buzlar Çözülmeden (Nejat Saydam), Kartallar Yüksek Uçar (Hüseyin Karakaş / TV)


Nezihe Araz(Konya) ,   

(1922- ) Yazar.Konya’da doğdu.Ankara Kız Lisesi’ni (1941), Ankara Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi (1946). Resimli Hayat dergisinde gazeteciliğe başladı (1950). Babıâli’nin çeşitli gazetelerinde fıkra yazarlığı yaptı. Röportajları ve araştırmaları yayınlandı. Yunus Emre’nin ve Mevlana’nın hayatını "Dertli Dolap" ve "Aşk Peygamberi" adlı kitaplarda anlattı.Hz.Muhammed’in ve Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlatan biyografileri yayınlandı. Şiirlerini "Benim Dünyam" adlı bir kitapta toplayan Nezihe Araz’ın "Anadolu Evliyaları" adlı kitabı ilgi ile karşılandı.Meydan-Larousse, Larousse-Gençlik ve Kaynak Kitaplar Yayınevi’nin hazırladığı Türkiye Ansiklopedisi’yle diğer yayınların yapımcı veya yayıncılığını yaptı. Anadolu halk törelerini, özellikle kadın giyim ve süs eşyasının özelliklerini ve bunlara ilişkin anekdotları derledi. Anadolu kadınları baş süslemelerinden bir koleksiyon oluşturdu. Orta Anadolu Yörükleri arasında yaptığı araştırmaları "Kırk Pencereli Konak" adıyla yayınladı. Nezihe Araz, Kent Oyuncuları tarafından sergilenen "Hayattan Yapraklar" adlı televizyon dizisini ve yine Kent Oyuncuları’nın sergilediği, "Akıllı Tavşan ve Güçlü Aslan", "Sihirli Fındıklar" adlı müzikli çocuk oyunlarını yazdı. Araz’ın Devlet Tiyatroları edebi kurullarınca repertuara alınan ve çeşitli tarihlerde oynanan oyunları şunlardır:"Bozkır Güzellemesi", "Öyle Bir Nevcivan", "Alacakaranlık", "İmparatorun İki Oğlu", "Afife Jale", "Cahide", "Ballar Balını Buldum." Ayrıca 1984’ten sonra televizyonda "Hanımlar Sizin İçin" adlı, kadınlara yönelik kuşak programları çeşitli aralıklarla yayınlanmaktadır. "O Kadın", "Ekmek Kavgası", "İhtiras Fırtınası", "Afife Jale" ve "Hanım" adlı senaryoları film olmuştur. Nezihe Araz; DTCF’de Behice Boran’ın asistanı iken sol eylemlere katılmıştır. Kenan Rıfai ve 20. Asırda Müslümanlık kitabını yazanlardandır.Son yıllarda sosyal demokrat çizgide eserler vermektedir. Eserlerinden başlıcaları: benim Dünyam (1950), Fatih’in Deruni tarihi (1953), Anadolu Evliyaları (1959), peygamberler peygamberi Hazreti Muhammed (1960), Peygamber’in Torunları (1960), Dertli Dolap (1961), Mevlânâ’nın Romanı (1962), Gelin canlar Bir Olalım (1979).


İbrahim (Silleli) Berberoğlu(Konya-Selçuklu) ,   

(1890-1966) Silleli İbrahim (İbrahim Berberoğlu ) 1890 yılında Sille’nin Takkacı mahallesinde doğdu.İlköğrenimi Sillede tamamladı.Çocuk yaşta musikiye merak sardı.Onun bu merakını gören bir akrabası ona saz çalmayı öğretmiştir.Son derece yetenekli ve hevesli olan İbrahim, kısa zamanda çok mesafe kaydederek,on üç yaşında saz alemlerinin aranılan sanatçısı oldu. Ömrünün sonuna kadar musiki ile uğraşmıştır.Silleli ve Konyalı birçok saz sanatçısı musikiyi ondan öğrenmiştir. Sille ve Konya saz eserleri ve türküleri onun sayesinde yaşamıştır.Bir çok bestesi vardır bunların en ünlülerinden biri "Menteşeli" türküsüdür.1913 yılında askerliği sırasında gittiği Medine de musikişinas askeri doktor Kemal beyden nota dersleri almış,hurma ağacından yaptığı kemanla sıla hasreti çeken arkadaşlarına memleket havaları dinletmiştir.1916 yılında terhisinden kısa bir süre sonra babasını kaybetmiş ve ailesinin geçimi için çeşitli işlerde çalışmıştır.İbrahim Ağanın hafızasında iki yüze yakın eser vardı,bunların hepsini de cura, saz, ud, kanun ve keman eşliğinde okumuştur.Konya Halk evinde saz öğretmeni olarak görev almış ve bir çok öğrenci yetiştirmiştir.Konya ve Sille müzik hayatına kazandırdığı eserlerinden bazıları şunlardır."Konya Peşrevi,Sandıklı,Alim Alim Gül Alim,Tosun at yorulur Gönül yorulmaz,Turnalar,Ayağına giymiş sedef nalini," Silenin yetiştirdiği bu ünlü müzik adamı 5.11.1966 yılında ölmüştür.


Korkut Boratav(Konya) ,   

(1935- ) Bilim adamı, iktisatçı. Konya’da doğdu. 1959 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1960 sonunda Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne maliye asistanı olarak girdi. 1964’te, aynı fakültede, "iktisat doktorası"nı tamamladı. 1964-1966’da Cambridge Üniversitesi’nde araştırmalar yaptı. 1972’de doçent oldu. 1974’te Birleşmiş Milletler Cenevre Ofisi’nde danışmanlık yaptı. 1980’de Ankara Üniversitesi Senato’sunca profesörlüğe yükseltildi. 1983’te Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nca 1402 sayılı yasaya göre Üniversitedeki görevine son verildi. 1984-1986’da Zimbabwe Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. Danıştay kararıyla yeniden Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne dönen Boratav, bu okuldan 2002’de emekli oldu. Eserlerinden bazıları: Türkiye’de devletçilik 1923-1959 (1962), 100 Soruda Gelir Dağılımı (1969), 100 Soruda Türkiye’de devletçilik (1974), Uluslar arası Sömürü ve Türkiye (1979), tarımsal yapılar ve Kapitalizm (1980), Bölüşüm Sorunları ve İktisat Politikaları (1983). İktisat ve Siyaset Üzerine Aykırı Yazılar (BDS, 1988) , 1980’li Yıllarda Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm (1991) , Türkiye’de Sanayileşmenin Yeni Boyutları ve KİT’ler (Editör, Ergun Türkcan ile birlikte1993), İstanbul ve Anadolu’dan Sınıf Profilleri 1995, Türk KİT Sisteminin İktisadi Değerlendirmesi, Araştırma Raporu (Y. Kepenek, E. Taymaz, T. Bali, N. İ. Ertuğrul ve M. Candan ile birlikte, KİGEM ve Friedrich Ebert Vakfı, 1998), Yeni Dünya Düzeni Nereye (2000) , Küreselleşme Emperyalizm, Yerelcilik, İşçi Sınıfı (E. A. Tonak, O. Türel, C. Somel, T. Şengül, H. Arslan ile birlikte, 2000).


Tarık Buğra(Konya-Akşehir) ,   

(1918-1994) Gazeteci, yazar. Akşehir’de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir’de okudu. İstanbul Lisesi’nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi’ne aldırdı ve liseyi burada bitirdi. (1936). Lise yıllarında Tarık Nazım takma ismiyle hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü’nün son sınıfında ayrıldı. Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi’nde muallim muavini olarak işe başladı. Cumhuriyet gazetesinin açtığı bir öykü yarışmasında ikincilik kazandı ve öykü yazarı olarak tanındı(1948). Daha sonra romanlarını gazetelerde yayımladı. İbiş’in Rüyası romanıyla TRT 1970 Roman Başarı Ödülü, Firavun İmanı (1976) ile Türkiye Kültür Vakfı Armağanı’nı aldı (1978). Tarık Buğra, Akşehir’de Nasrettin Hoca gazetesi’ni çıkardı (26 Temmuz 1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi (1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976) sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı. Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat 1994 tarihinde İstanbul’da öldü. Eserlerinden bazıları: Oğlumuz (1949), yarın Diye Bir şey Yoktur (1952), Siyah kehribar (1955), Gagaringrad (1962), Küçük Ağa (1965), Küçük Ağa Ankara’da (1966), Ayakta Durmak İstiyorum (1966), Dönemeçte (1978), gençliğim Eyvah (1979), Düşman kazanmak sanatı (1979), Yağmuru Beklerken (1982), Osmancık.


Kemal Bayram Çukurkavaklı(Konya-Çumra) ,   

(1934-1992) Şair, yazar. Çumra’nın Dinek Bucağı’na bağlı Apasaraycık Köyü’nde doğdu. İvriz Köy Enstitüsü Uygulama İlkokulu’nda, daha sonra da Düziçi Köy Enstitüsü’nde okudu. Çeşitli işlerde çalıştıktan sonra Dolmuş, karikatür, Pazar Postası dergileriyle, Akşam gazetesinin Adana ve Ankara bürolarında yöneticilik yaptı. Ankara’da Yenigün gazetesini çıkardı (1968). Eserlerinden bazıları: Erken Öten Horoz (1976), Bir Kök Bin Damar (1977), Biri Yer Biri Bakar (1976), Düşe kalka (1977), Lenin’in Ülkesi (1978).


Celal Çumralı(Konya-Çumra) ,   

(1916- ) Şair. Yükseköğrenimini Ankara Hukuk fakültesi’nde tamamladı (1939). Hakimlik yaptı. Şiirle Başladığı yazın çalışmalarını deneme, öykü ve eleştirileriyle sürdürdü. Salkım, Yelken, Dost ve Güney dergilerinde yazdı. İnsan sevgisi, barış ve dostluk temalarını işledi. Eserlerinden başlıcaları: Büyü (1945), Kırk Dalganın Kırk Suyu ve Kırk Çakıl (1946), Dost (1957), Mavi Dünya (1959), Evren (1959), Ağıt (1970).


Mustafa Ekmekçi(Konya-Hadim) ,   

(1924- ?) Yazar, gazeteci. Hadım İlçesi’nde doğdu. Ortaöğrenimini Konya Lisesi’nde tamamladı. Vatan, Ulus, Öncü, Milliyet gazetelerinde muhabirlik yaptı. Behice Boran ve Sadun Aren ile Tüm gazetesini çıkardı (1969). Yeni Ortam ve Cumhuriyet gazetelerinde yazılar yayımladı. 1964 ve 1974’te Türk Dil Kurumu Gazetecilik Ödülü’nü kazandı. Cumhuriyet gazetesinde 12 mart sonrasında “Ankara Notları” adıyla geliştirdiği yazılarından bir bölümünü Gün Ola adlı iki ciltlik bir yapıtta topladı.


Abdülkadir Erdoğan(Konya) ,   

(1877-1944) Müzeci, yazar, kitabe okuma uzmanı.Konyalı Hacı Ali Efendi’nin oğludur. Soyadı kanunundan sonra bazı yazılarında kullandığı “Erdoğan” mahlasını soyadı olarak tescil ettirmiştir. Konya’da medrese öğrenimi gördü, 1895’de Darülmualimini bitirdi. Sultan II.Abdülhamid’in Konya’ya sürdüğü Ebuzziyâ Mehmet Tevfik Bey’in evine devam eden gençler arasına katıldı. Burada yazı yazmaya, sanata ve fikir hürriyetine yakınlık duydu. Konya İdadisinde, Konya Sultanisinde, Konya Lisesi’nde, Darülhilâfe Medresesinde, Konya Kız ve Erkek Muallim Mekteplerinde Türkçe, Farisi, İslam tarihi, tarih, Edebiyat, Arapça, Din ve Farsça dersleri verdi. Bu arada Konya’da bir çok ilmî ve idari kuruluşlarda çalıştı. Milli Mücadele sırasında Konya’lıların Ankara Hükümetine bağlılığını temsil eden kişilerden biri idi. 1932’de İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdür Muavinliğine, 1937’de Müze Müdürlüğüne atandı. 1943’te emekli olmasına değin bu görevini sürdürdü. Selçuk ve karamanoğullarından kalan eserler üzerinde araştırmalar yapan ilk Türk alimidir. Bu konudaki araştırma ve okuduğu kitabeleri “Konya’da Mevcud Müessesâtı İslâmiye” başlığı altında Babalık gazetesinde yayınladı. Ebced hesabı ile olaylara tarih düşülmesinde devrinin sayılı üstatlarından sayıldı. Türk ve İslam Eserleri Müzesi deposundaki halıları inceleyerek tasnif etti ve bu halılarla yeni bir salon düzenledi. Arapça ve Farsça’yı iyi bildiğinden eski yazmalarla, vakfiyeler ve kitabeler üzerinde incelemelerde bulundu. Türk Dil Kurumu için Uygurca’ya çevrilmiş Kuran’dan bir tarama yaptı. Bakanlık tarafından Türk ve İslam Eserleri üzerinde inceleme yapmak üzere Atina’ya gönderildi. Eserleri: Türk ve İslam Eserleri Rehberi (1939), Fatih Devrinde İstanbul’da bir Türk Mütefekkiri, şeyh Vefa, huyah ve eserleri. Mecmuai Eş’ar Babalık gazetesinde (1910, 1915, 1922, 1926), Vakıflar Dergisinde, Zaman gazetesinde (1935), Konya Mecmuasında (1937-1944), çeşitli bilimsel makaleleri yayınlanmıştır. Bunlardan başlıcaları: Sultan Ulema’nın Sandukası, Silivrikapı’da Hadim İbrahim Paşa Camii, kanuni Sultan Süleyman Devri Vezirlerinden Pertev paşa’nın Hayatı ve Eserleri, Mahmut Hayratî ile kardeşi Ahmet ve Torununun Sandukası, Ebubekir Efendi Coğrafyası, Konya ile ilgili en eski bir Selçuk Vakfiyesi, Konya Düğünleri, Konya’da Eski tekkeler, Eski Türk Anadolu halıları.


Muzaffer Erdoğan(Konya) ,   

(1916-1985) Tarihçi, müzeci. Konya’da doğdu. Babası Konyalı alim, şair ve tarihçi Hamdizâde Abdülkadir Erdoğan’dır. İlk ve ortaöğrenimini Konya’da yaptı. 1939’da orta dereceli okul öğretmeni olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışmaya başladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden “Karahanlı Şehirleri” adlı tezi ile mezun oldu (1942-43). Öğretmenlikten Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğü’ne geçip, uzun süre burada görev yaptı. 1967’de Topkapı Sarayı Müzesi arşivine tayin edildi.1968’den itibaren yeni kurulan Hisarlar Müzesi Müdürlüğü’ne atandı.Bu görevden 1972’de emekliye ayrıldı ve bir süre Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde yeniden çalıştı. Arşiv belgelerine dayanan bir çok yayınları vardır. Özellikle Osmanlı Mimari Tarihi, Osmanlı Mimarları, Esnaf kuruluşları, Loncalar, Konya tarihi, Mevlevihaneler, Vakıflar ve Basın tarihi üzerindeki araştırmaları ile tanındı. Konya Babalık, Konevi, yeni Konya dergi ve gazetelerinde yazıları yayınlandı.


Altan Günbay(Konya) ,   

( 1931-.....) Opera ve sinema sanatçısı.1931 Konya doğumlu olan Günbay Ankara Devlet Konservatuvarı'nı bitirdi.Sahneye 1954'te Cavalleria Rusticana operasıyla çıkan sanatçı.Othello,lucia ,Carmen,Salome gibi 20 operada başrol oynadı.1964'te "Şehrazat" filmiyle kamera karşısına geçti."Uykusuz geceler" filmine fon müziği yapan Günbay , "Buğulu gözler","Bekliyorum" gibi bir çok şarkı besteledi.1975'te oyunculuk çalışmaları sona erdi.Sadece 1982'de "Beni Unutma" filminde rol aldı.


Ebu Said Muhammed Hadimi(Konya-Hadim) ,   

(1693-1756) Din Bilgini. Hadım İlçesi’nde doğdu. Eğitimi ve öğretimiyle babası ilgilendi, icazet alarak İstanbul’a gitti.K.Abadi Ahmed Efendi’den özel dersler alarak kendisini yetiştirdi. Dersler verdi. Osmanlı İmparatorluğu içinde yazılacak tüm din kitaplarını incelemekle görevlendirildi, ancak o bu görevi kabul etmeyerek Konya’ya döndü. Hadım’da İslam Hukuku, İslam Felsefesi, Arap Edebiyatı, Tefsir ve Hadis ve İlm-i Kelam bölümlerini içeren bir İslam medresesi kurdu. Burada bir çok din adamı yetiştirdi. Otuza yakın basılmış yapıtı yanında birçok da basılmamış yapıtı bulunmaktadır.


Feyzi Halıcı(Konya),   

(1924- ) Şair, yazar.Konya’da doğdu.Ortaöğrenimini Konya Lisesi’nde (1942), yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde tamamladı (1950). Mesleğini yapmadı. Uzun yıllar doğduğu kent olan Konya’da ticaretle uğraştı. Burada Çağrı adlı bir sanat dergisi çıkardı. Konya senatörü seçildi (1968). Fezai mahlasıyla Yedigün ve Çınaraltı dergilerinde saz şiirleri yazdı. Daha sonra şiirsel anlayışında yenilikler yaparak ardı ardına kitaplar yayımladı. Çeşitli şiir antolojileri hazırladı. Eserlerinden başlıcaları:Bir Aşkın Şiirleri (1947), Masmavi (1952), İstanbul Caddesi (1957), Günaydın (1960), Dinle Neyden (1960) , Gecenin Bir Yerinde İki Ceylan(1966), Selçukyada Aşk (1967), Bizim Şairler, İstanbul ve Fetih Şiirleri (1953), Saz Şairlerinin Diliyle Atatürk.


Sadi Irmak(Konya-Seydişehir) ,   

(1904- ?) Bilim adamı, politikacı. Seydişehir’de doğdu. Konya Sultanisi’ni bitirdi (1922). Bir süre Hukuk Fakültesine devam ettiyse de 1924’de devletçe Berlin’e gönderildi. Orada tıp ve biyoloji öğrenimi yaptı ve 1929’da hekim oldu. Yurda dönünce bir süre Gazi Eğitim Enstitüsü’nde öğretmenlik ve Ankara Hükümet Tabipliği yaptı. 1932’de İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinde doçentlik sınavını kazandı.1939’da profesörlüğe yükseldi. 1943’te Konya Milletvekili seçildi. 1945-1948 yılları arasında çalışma bakanlığı yaptı. 1950’de Münih, daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi’nde akademik hayatını sürdürdü. 1974’de kontenjan senatörü seçildi. 17 Kasım 1974 - 31 Mart 1975 arasında Başbakanlık yaptı.12 Eylül 1980 harekatından sonra Danışma Meclisi üyesi oldu ve bu meclisin başkanlığına seçildi. Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak milli ve uluslararası önemli tıp derneklerine üyedir. Başta tıp olmak üzere çeşitli konularda özgün eserleri ve çevirileri vardır. Eserlerinden bazıları: Genel Fizyoloji (1934), Veraset (1934), Sosyal Biyoloji (1935), Fizyoloji (1937), devrim tarihi (1967).


Veled Çelebi İzbudak(Konya) ,   

(1896-1953) Dil ve edebiyat bilgini. Sultan Veled medresesi’nde okudu. Ayrıca özel öğrenim gördü, Farça, Arapça öğrendi. Arap ve Fars edebiyatları üzerine incelemeler yaptı, Türk lehçeleri konusunda araştırmalarda bulundu. “Bahaî” takma adıyla Konya İl gazetesinde; İstanbul’da Takdim, Hazine-i Fünun, mektep, Tercüman-ı Hakikat gibi gazete ve dergilerde makaleler yayınladı. Dil bilgini Necip Asım Yazıksız’la Türk grameri ve tarihi konusunda incelemeler yaptı. İkinci Meşrutiyet’ten sonra bir süre Dar-ül Fünun’da ve Galatasaray Sultanisi’nde Farsça okuttu. Konya Mevlânâ Dergâhı postnişinliğine getirildi. Birinci Dünya Savaşı başlayınca (1914) “Mücahidan-ı mevleviye” adını taşıyan ve Mevlevi dervişlerinden oluşan bir alay düzenleyerek dördüncü orduya katıldı. Vahideddin döneminde Mevlânâ Dergâhı postnişinliğinden uzaklaştırıldı (1919). Kurtuluş Savaşı’na katıldı. II. Ve V. Dönemlerde Kastamonu’dan, IV. Dönemde Yozgat’tan milletvekili seçildi. Eski Türk yapılarına ilişkin incelemeleri vardır. Başlıca yapıtları: Türk Diline Medhal (1923), Divan-ı Türkî-i Sultan Veled (1925), Atalar Sözü (1936).


Mehmet Muhlis Koner(Konya-Merkez) ,   

(1886-1957) Konya’da doğdu. Babası Rüştü Efendi, annesi Emine Şerife Hanım’dır. Anne tarafından Hazret-i Mevlana soyundandır. Küçük yaşlarda babasını kaybettiği için annesi ile dayısı Tevfik Efendi’nin himayesinde yetişti.Kendi kendine Fransızcasını ilerletti. Daha sonra çok sevdiği öğretmenlik mesleğini yaptı.Uzun yıllar Konya lisesinde ve çeşitli okullarda Fransızca , psikoloji, sosyoloji, mantık, felsefe ve edebiyat dersleri verdi. Konya’da yayınlanmakta olan Babalık başta olmak üzere yerel gazete ve dergilerde çeşitli konularda yazılar yazdı. Yazı ve çalışmalarıyla devrin valisi Muammer Bey’in dikkatini çekti ve genç yaşlarda Konya Belediye Başkanlığına getirildi. Milli Mücadele yıllarında bu görevini sürdürdü. İstiklal savaşı süresince Milli Kuvvetlere erzak ve mühimmat sağlanmasına yardımcı oldu. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti faaliyetlerinde görev aldı. Cumhuriyetin ilanından sonra 1927 yılında Adana Milli Eğitim Müdürlüğüne getirildi. Bir süre de Eskişehir Milli Eğitim Müdürlüğünde bulundu. 1945 yılında Selçuk isimli gazeteyi çıkarmaya başladı.1947 yılında tekrar Konya Belediye Başkanı seçilince yoğun işleri dolayısı ile gazetesini kapatmak zorunda kaldı.Konya’ya elektrik santralini getirdi.Yeni Pazar ve hal binalarını yaptırdı. Alaaddin Tepesini ağaçlandırdı ve Müze Caddesini açtırdı. İlk Belediye Başkanlığı döneminde de Konya’da 1917 yılında ilk atlı tramvay tesisini de o kurdu. Koner, genç yaşlardan itibaren çok çeşitli konularda eserler veren makaleler yayınlayan ve binlerce öğrenci yetiştiren ,fikir-kültür ve şehir hayatımızda derin izler bırakan , Batı ve Doğuyu iyi tanıyan gerçek bir Konya aydını idi. Belediye Başkanı olduğu dönemde yayınlanan, Konya ve Rehberi isimli eserinin önsözünde, memleketin aydın ve yöneticilerini, bulundukları bölgelerin tarihlerini yazmaya teşvik etti.Ülke için bunun önemini vurguladı. Konya’da yayınlanan başta Babalık, Öğüt, Konya,Yeni Konya,Yeni Meram olmak üzere, İstanbul’da ve Ankara’da yayınlanan Şehbal ile Din Yolu mecmualarında çeşitli konularda yazılar yazdı. 21 ekim 1957 yılında ölen M.Muhlis Koner, Konya Üçler Mezarlığında gömülüdür. Eserleri: Görüşlerim, Gelin-Kaynana, Ayaşlı Şakir, Konya ve Rehberi, Mesnevinin Özü.


İbrahim Hakkı Konyalı(Konya) ,   

(1896-1984) Tarihçi, yazar.Konya’da doğdu. İlk tahsilini mahallesinde Sibyan mektebinde, Rüştiye’yi de Akif Paşa mektebinde faaliyet gösteren Fuyuzat-ı Hamidiye Rüştiyesi’nde bitirdi. Çeşitli medreselerde özellikle de Islah-ı Medaris’e devam ederek tahsilini tamamladı. İstanbul Arşiv Dairesi ile Ankara Vakıflar Müdürlüğü Arşiv Daire Müdürlüğü görevlerinde bulundu ve buradan emekli oldu. Büyük eserlerini 1940 yılından sonra vermeye başladı. İkiyüzün üzerinde eseri vardır. Alanya Tarihi, Erzurum Tarihi, Konya Tarihi, Karaman Tarihi, Akşehir Tarihi, Ereğli Tarihi, Kilis tarihi iki ciltlik Üsküdar Tarihi ve Beyşehir Tarihi eserlerinden bazılarıdır. Hak Yolu, Tarih ve Tarih Dünyası gibi dergiler çıkartmış, Son Posta, Tan, Vatan İntibah, Meşrik-i Hakikat, Tercüman-ı Hakikat, İleri ve yeni Asya Gibi pek çok gazete ve dergilerde de yazıları çıkmıştır. İbrahim Hakkı Konyalı, büyük ve değerli arşivini ve binlerce ciltlik kütüphanesini, Üsküdar Selimiye’deki Hünkar Kasrı’na “İbrahim Hakkı Konyalı, Kütüphane ve Arşivi” adıyla vakfetmiştir. Başlıca yapıtları: İznik ve Bursa Tarihi (1936), İstanbul Abideleri (1940), Abideleri ve Kitabeleri ile Erzurum Tarihi (1960), Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi (12964), Abideleri ve Kitabeleriyle Karaman tarihi, Ermenek ve Mut Abideleri (1967), Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Ereğlisi Tarihi (1970), Ankara Camileri 81978) vb.


Cemal Kutay(Konya) ,   

(1909-2006 ) Gazeteci, tarih yazarı. Konya’da doğdu. Cemal Kutay, bir taraftan Kürt aşiret reisi Bedirhan Bey’in (bazı kitaplarda paşa olarak adlandırılmasına rağmen aslı beydir) üçüncü kuşaktan torunudur. Bir Kürt hanedanı olan Azizan hanedanından Abdullah Han’ın oğlu olan Bedirhan Bey, Cemal Kutay’ın anlattıklarına göre, 1827 Osmanlı—Rus harbine 20 bin atlı ile katılarak, Rus tarihlerinde bile o zaman Osmanlı’nın kazanılan tek zaferinin sahibi olarak gösterilmiş birisidir. Hıristiyan bir topluluk olan Nasruriler’i kılıçtan geçiren Bedirhan Bey, Osmanlı—Rus Harbinde gösterdiği başarıdan sonra Sultan Abdülmecit tarafından İstanbul’a davet edilir ve bugünkü Darüşşafaka binası oturmasına tahsis edilir, ardından Girit’e vali atanır. Sonrasında tekrar İstanbul’a gelir, hacca gittiğinde de vefat eder ve orada gömülür. Kutay, Bedirhan Bey’in dini konulardaki danışmanı Molla Abdülkavs’ın bugünkü İran’daki idareye benzer bir çizgide olduğunu belirterek Bedirhan Bey’in de buna yakın bir hayat sürdüğünü ifade ediyor. Tarih kitaplarına göre ise Tanzimat Fermanı’nın getirdiği yeniliklere karşı gelen, kendi adına para bastırarak hutbe okutan Bedirhan Bey, Babıali’nin Topal Osman Paşa kumandasında büyük bir ordu göndererek uzun bir çatışmadan sonra teslim aldığı, 1847’de ailesi ve yakınları ile birlikte İstanbul’a gönderilen birisidir. Ardından 20 yıla yakın Girit’in Kandiye kasabasında zorunlu ikamete tabi tutulur. Sonra affedilip İstanbul’a yerleşir. Oradan Şam’a gider ve ömrünü burada nihayetlendirir. 13 yaşında iken babasını kaybeden Cemal Kutay, eve destek olmak için tatillerinde Konya’da çıkmakta olan Babalık gazetesinde müsahhihlik yapar. Henüz 15 yaşlarındadır. 18’inde ise idadiyi (lise) bitirir: "Ben hiç akademik tahsil yapmadım. Zaten üniversiteye gitme imkanına sahip değildim. Çok çalışkan bir çocuktum. Gençlerin bir çok iptilaları bende yoktu. Sigara içmedim. Asla alkol tatmadım. Mümkün olduğu kadar kitap okudum. Şimdi ise gözlerim göremiyor”. 1928 yılında iş aramak için, cebinde üç, dört gün yetecek para ile Ankara’ya doğru yola çıkan Kutay, Konya Milletvekilleri Naim Hazım Hoca ile Refik Koraltan’dan kendisine iş bulmalarını rica edecektir. Kahvehanede oturup çayını yudumlarken Atatürk’ün gazetesi (1934’te Ulus adını alacaktır) Hakimiyet-i Milliye’de bir ilan görür: "Musahhih aranıyor." Ve Stefan Zweig’ın Yıldızların Parladığı Anlar kitabındaki gibi, Kutay’ın yıldızı bu olayla parlamaya başlar: "Orada ve daha sonra büyük kıymetler tanıdım. Orada babama her Fatiha okuduğumda, bana gösterdiği alicenap alâka hâlâ gözlerimi yaşartan Falih Rıfkı Atay vardı. Ben hiç bir zaman kendime yetim bir çocuk diyemiyorum, çünkü Hakimiyet-i Milliye’de, ismi sade Beyefendi olarak geçen ve hakikaten beyefendi olan o devrin o büyük kalem sahibi Falih Rıfkı ile birlikte Ahmed Emin’inden (Yalman), Hüseyin Cahiti’nden (Yalçın) diyebilirim ki, Ankara Müftüsü olan ve Milli Mücadele’de Atatürk’ün çok istifade ettiği, —Atatürk’ün de cenaze namazını o kıldırdı— Şerafettin Yatkaya, Esat Sezai Sümbüllük, Mehmet Akif’in damadı Kur’an—ı Kerim’in en mükemmel tercümesini yapan Ömer Rıza Doğrul, Ahmet Hamdi Akseki, bu çok muhterem ve mübeccel insanların hemen hemen hepsini tanıdım, hepsinin ellerini öptüm, hepsinden feyiz aldım. O zamanın insanları büyük bir azim ve hoşgörüyle insan yetiştirmeye çalışıyorlardı. Sizin daha sonra sadece isimlerini hatırladığınız Abidin Daverler, Refik Halitler, Burhan Felekler benim ismini saydığım o büyük insanların ışıklarında yetiştiler. Ben o devri yaşadım. Kutay, 1928’de girdiği Hakimiyet—i Milliye’de 1939’a kadar çalışır: "Sonra beni ayırdılar oradan. Bir sebebi yoktu." Daha önce Konya’da Yeni Anadolu isimli Anadolu’da ilk defa 8 sayfa, renkli başlıklı bir gazetenin kuruluşuna imza atan Kutay, İstanbul’a gelip Celal Bayar’ın büyük oğlu Refi Bayar’la Güneş isimli bir matbaa kurup Halk isimli bir gazete çıkarır iki yıl boyunca. Gündelik gazete tatmin etmeyince de Millet ve Hakka Doğru mecmualarını çıkarmaya başlar (1944—51). Bu arada ilk kitabı olan Selçuklu’dan Osmanlı’ya adında bir biyografi kitabını da 1935’te yayınlayan Cemal Kutay, Naşit Hakkı Uluğ’un idare müdürü olduğu zamanda, Ulus’ta çalışan herkesin CHP’ye girmesini zorunlu kılmasına rağmen bu dönemde bile siyasete bulaşmaz. Kutay, daha sonraki dönemde de siyasetten uzak duracaktır. 1952’de ise yeni bir yayın macerasına atılır: "Ne Ebüzziyazade Velid, ne Hüseyin Cahit, ne Ahmet Emin, hiç kimse böyle bir şeye girmemi istemediler. ’Sen deli misin?’ dediler. Bin 800 abone temin edersem çıkaracağım. Bunun için 80 bin adrese bir açık mektup yazdım." Kutay, 1952’den 57 yılına kadar, tamamlandığında 12 bin sayfa ve 20 cilt olacak kronolojik değerler içerisinde fasikül fasikül bir tarih kitabı yayınlar (Türkiye İstiklal ve Hürriyet Mücadeleleri Tarihi). Kutay, Konya’daki Babalık’ta başlayan ve Hakimiyet—i Milliye ile devam eden basın hayatını Tan, Tanin, Son Telgraf gazetelerinde devam ettirir. Kutay, Son Posta’da ’İttihat ve Terakki nasıl çıktı, nasıl kuruldu, nasıl ayrıldı’ adıyla 807 gün yayınladığı tefrika ile de bu alanda bir rekorun sahibi olur. Hür Anadolu, Sedat Simavi’nin sahibi olduğu Yedigün de onun kalem oynattığı diğer basın kuruluşlarıdır. Aktif gazeteciliği en son Tercüman’da yaptığı çalışmalarla noktalayan Cemal Kutay, 2001 tarihi itibariyle 183 kitap yayınlar. Önemli Bir Arşive Sahip bugün Kadıköy’deki evinde, 1987’de kasıtlı olduğuna inandığı bir yangın geçirmesine rağmen Teşkilat—ı Mahsusa üzerine Mısır ve Türkiye’de araştırmalarını kitaplaştıran ’esrarengiz Amerikalı’ Philip Stoddard’ı bile ziyaretine geldiğinde hayrete düşürecek arşive sahip (Eşref Kuşçubaşı’nın aşirete yakın olması arşivin elde edilmesinde etkili olmuş mudur bilinmez ama) olan Kutay, iki genç bayan yardımcısı sayesinde hayatını halen kaleminden kazanmaya devam ediyor: "Bütün hayatımı buna verdim. İsteseydim tasavvur edemeyeceğiniz kadar zengin olurdum. Benimkilerle kabil olmayacak kadar birikimler astronomik paralarla satıldı Amerikalılara. Bu Philip Stoddard da bunun için gelmişti." Fransızca, Arapça, Farsça bilir. ESERLERİNDEN BAZILARI: TÜRKİYE İSTİKLAL VE HÜRRİYET MÜCADELELERİ TARİHİ TÜRK NEDİR, NE DEĞİLDİR? OSMANLI NEDİR, NE DEĞİLDİR? ÜÇ DEVİRDE, İrfan ve Vicdanının Hasreti Millet ve Devletini arayan Adam : MEHMET ŞEREF AYKUT (1874-1939) OSMANLI’DAN CUMHURİYET’E SON YÜZYILIMIZDA BİR İNSANIMIZ : Hamidiye Kahramanı Milli Mücadele Zafer Devri Başbakanı HÜSEYİN RAUF ORBAY (1881-1964) Hayat Hatıraları Etniki Eterya’dan Günümüze EGE’NİN TÜRK KALMA SAVAŞI "Etniki Eterya’dan Günümüze EGE’NİN TÜRK KALMA SAVAŞI" kitabının ikinci ve sonuncu cildi : EGE’NİN KURTULUŞU TÜRK-ALMAN TARİHİ KADER BAĞI TURKISCH DEUTSCHE GESCHICHTE Das Geminsame Srhirksal KURTULUŞUN VE CUMHURİYET’İN MANEVİ MİMARLARI YÜZ KIRK ÜÇ YILIN PERDE ARKASI ANAYASA KAVGASI VE NASIL BİR ANAYASA ÜÇ DEVİRDEN HAKİKATLER ÜÇ DEVİRDE BİR ADAM ( ALİ FETHİ OKYAR’IN HAYAT VE HATIRALARI 1880-1943) TÜRK MİLLİ MÜCADELESİ’NDE AMERİKA SAM AMCA’YA MEKTUP VAR ÇERKEZ ETEM DOSYASI ATATÜRK DEVRİ EKONOMİSİ : CELAL BAYAR BİR TÜRK’ÜN BİYOGRAFİSİ : CELAL BAYAR BİLİNMEYEN TARİHİMİZ ÖRTÜLÜ TARİHİMİZ SİSLİ TARİHİMİZ TARİH KONUŞUYOR : ( 1-8 CİLT ) TARİH KONUŞUYOR II. (1-12 CİLT) TARİH SOHBETLERİ 9 MÜSTAKİL KİTAP CEMAL KUTAY KİTAPLIĞI VE TARİHSEVENLER KLUBÜ SOHBETLER (16 KİTAP) DÜNÜMÜZ, BUGÜNÜMÜZ, YARINIMIZ ÜZERİNDE SOHBETLER GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE TÜRK KİTAPLIĞI : 6 KİTAP HÜKÜMETLERİ İÇİNDE AHLAK İÇİN MÜCADELE CUMHURİYET DEVRESİNDE SUİİSTİMALLER DİVANI ALİLER (YÜCE DİVAN) MECLİS TAHKİKATI TÜRKİYE İSTİKLAL VE HÜRRİYET MÜCADELELERİ TARİHİ TÜRK NEDİR, NE DEĞİLDİR? OSMANLI NEDİR, NE DEĞİLDİR? ÜÇ DEVİRDE, İrfan ve Vicdanının Hasreti Millet ve Devletini arayan Adam : MEHMET ŞEREF AYKUT (1874-1939) vb.


Erol Küçükbakırcı(Konya) ,   

(1952 - ) 1952 yılında Konya’da doğdu. 17 yaşında bisiklete başladı. 17 kez Türkiye, 127 kez bölgelerarası birincilik kazandı. 1973’te İstanbul’da Balkan Şampiyonu oldu. 1976’da Amerika’da birincilik kürsüsüne çıktı. Libya pist, Cezayir Turu yokuş, Suudi Arabistan Turu ve Bulgaristan Turu yokuş birinciliklerini kazandı. 105 kez milli oldu.


Zülfü Livaneli(Konya-Ilgın) ,   

(1946- ) Besteci, ses sanatçısı, politikacı. Ömer Zülfü Livaneli’dir. Konya-Ilgın’da doğan Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri John Baez, Maria Farandouri gibi sanatçılar tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300’e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı. Bugüne kadar üç uzun metrajlı film yönetti; "Yer Demir Gök Bakır", "Sis" ve "Şahmeran". Valencia Film Festivali’nde "Altın Palmiye" ve 1989’da Montpelier Film Festivali’nde "Altın Antigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre, ve Japonya’da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi bir çok televizyon şirketine satıldı. Ekim 1986’da Cengiz Aytmatov ’un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City’de toplanan Issyk - Kul Forumu’nda yer aldı. Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu. 1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, orjinali ilk kez 1978’de çıkan "Nazım Türküsü"adlı albümde Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi. Arafta Bir Çocuk", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" kitaplarının yazarı olan Livaneli, halen Sabah Gazetesi’nde köşe yazarlığına devam etmektedir.


Naim Hazım Onat(Konya) ,   

(1889-1953) Dil bilgini. Konya’da medrese öğrenimi gördü. Bir süre Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı. 1936-1938 yılları arasında Ankara DTCF’de Arapça dersleri verdi. Yeni dönemde TBMM’de Konya milletvekili olarak görev yaptı.Türk Dil Kurumu Derleme Kolu başkanlığı görevinde bulundu. Konya’da yayınlanan Babalık gazetesinde, Sebil-ür Reşad, Türk Dili Belleten, Ulus dergi ve gazetelerinde şiir ve yazıları yayınlandı. Arap dili ve edebiyatı alanında uzman sayıldı. Türkçe-Arapça Karşılaştırmalar ve Arapça’nın Türk Diliyle Kuruluşu adlı iki yapıtı vardır.


Cemil Sena Ongun(Konya-Seydişehir) ,   

(1894-1981) Yazar, felsefeci. Seydişehir’de doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi (1916), Fransa’da Collége de France’da ve Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi gördü (1927). Anadolu’daki lise ve öğretmen okullarında felsefe ve pedagoji öğretmeni olarak görev yaptı. İstanbul’daki liselerde de çalıştı. Ders kitapları yanında roman, deneme, inceleme, monografi, çeviri türünde yapıtları vardır. Eserlerinden başlıcaları: Estetik (1931), Allah Fikrinin Tekamülü (1934), Büyük Adam Olmak (1940), Yahya Kemal (1947), Sanat Sistemleri ve Ahmet Haşim’in Sembolizmi (1947), Mehmet Akif (1947), Saadet Yolları (1948), Meşhur Filozoflar Ansiklopedisi (4 cilt, 1957-1969), İnsanlar ve Ahlâklar (1970).


Aşık Ömer (1651 - .... )(Konya) ,   

Doğum yeri ve tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır; bunların içinde doğruya en yakın görüneni, onun Konya'nın Hadim ilçesinin Gezleve köyünde 1651 yılında doğmuş olduğu yolundaki rivayettir. Düzenli bir medrese tahsili görmediği anlaşılmakla birlikte devrin kültür muhitleri içinde bulunmak suretiyle kendi kendini yetiştirmiş ve aynı devrin diğer aşıklarına göre daha seçkin bir yer kazanmıştır. Şerifî adlı bir şairden ders aldığı, başta Fuzûlî olmak üzere klasik edebiyatın belli başlı büyük şahsiyetleri yanında Hâfız'ın divanı ile Sa'dî'nin Gülistân'ını okuyacak kadar Farsça öğrendiği anlaşılmaktadır. Yazdıklarına ve rivayetlere bakılarak orduya girdiği, sınır kalelerinde bulunduğu, hatta bazı savaşlara katıldığı tahmin edilmektedir. IV. Mehmed'in 1678'de Çehrin Kalesi'ni fethi münasebetiyle bir manzume yazdığı gibi, II. Ahmed'in saltanat yıllarındaki Rus, Venedik ve Avusturya seferleri ve II. Mustafa'nın bir gazasıyla ilgili bazı manzumeler de yazmıştır. Şiirlerinden İstanbul, Bursa, Yama, Sakız, Sinop ve Bağdat gibi yerleri dolaştığı anlaşılmaktadır. Başlangıçta divan şairlerini taklide özenerek Adlî mahlasını kullanmış, Ömer mahlasını daha sonra benimsemiştir. Şiirlerinde Bağdat'tan Tuna'ya kadar uzanan geniş bir coğrafya yer almakla beraber bazı şiirlerinin hayal mahsulü olduğu tahmin edilmektedir. 1707'de İstanbul'da öldüğü ve Yemiş İskelesi'nde bir türbesinin bulunduğu da yine rivayetler arasındadır. XVII. yüzyılda Gevherî ve Karacaoğlan 'la birlikte Türk saz şiirinin önde gelen isimleri arasında yer alan Âşık Ömer, geniş halk kitleleri tarafından benimsenme açısından da müstesna bir yere sahiptir. Kendisinden sonra gelen âşıklardan birçoğu ona nazireler yazmış, bestelenmiş şiirleri çeşitli meclislerde çalınıp okunmuştur. Âşıkâne ve sûfıyâne mahiyetteki bazı manzumeleri ise bir tür ilahi gibi uzun zaman tekke ve zaviyelerde terennüm edilmiştir. Asker ocağında bulunması dolayısıyla hem serhat boylarının biraz serbest ve maceralı hayatını yaşayarak dile getirmiş, hem de klasik şiirin mecaz, vezin, kafıye ve edebi sanatlarını, hatta biraz da dilini kullanarak o çevrelerin havasını yansıtmıştır. Kendisinden önce gelen saz şairlerinden farklı olarak klasik Türk edebiyatından büyük ölçüde etkilenen Âşık Ömer, bilhassa aruz vezniyle yazdığı divan'larda divan şiirinin kalıplaşmış mazmun ve hayal dünyasına büyük ölçüde yer vermiştir. Daha sağlığında üstat kabul edildiği için kendisinden sonraki şairler arasında onun gibi yazmak bir moda haline gelmiş, bu da halk şiirinin kendi içinde tabii bir şekilde gelişmesini engellemiştir. Onun açmış olduğu divan şiirini taklit cereyanı yüzünden saz şiirinin eski saflığı ve dili farkedilir şekilde bozulmuştur. Geriye bırakmış olduğu 2000'den fazla şiirle Türk edebiyatının en çok yazan şairlerinden biri olarak tanınan Âşık Ömer hece vezniyle söylediği şiirlerde daha başarılıdır. Âşık Ömer divanının en önemli iki yazmasından biri Konya Mevlana Müzesi Müzelik Eserler bölümünde bulunan, Hüseyin Ayvansarayânîn istinsah ettiği nüsha ile (Envanter nr. 99) şimdi Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan (Hacı Mahmud Ef. nr. 5097) İstanbul Yahya Efendi Dergâhı nüshasıdır. Ayrıca cönklerde de pek çok şiirine rastlanmaktadır. Şiirleri, hayatı hakkında geniş bir incelemeyle birlikte S. Nüzhet Ergun tarafından yeni harflerle de yayımlanmıştır


Mehmet Önder(Konya-Çumra) ,   

(1926- ) Yazar, şair. Çumra’da doğdu. Ortaöğrenimini Konya Lisesi’nde (1944), yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde tamamladı (1949). Konya Müzesi Sanat Tarihi asistanı (1949), Konya Müzeler ve Mevlana Müzesi Müdürü (1953), Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü (1964) oldu. Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Müsteşarlığı (1969), başbakanlık danışmanlığı yaptı. İlk şiir ve yazıları Konya’da çıkan dergilerde yayınlandı. Daha sonra tarih, sanat tarihi, folklor ve etnografya, tasavvuf ve edebiyat alanlarındaki araştırma ve incelemeleriyle çeşitli dergilerde yazdı. Çığır, Türk Folklor Araştırmaları, İstanbul, Şadırvan, Türk Sanatı, Çınaraltı, Çağrı, Türk Yurdu, Su, Türk Kültürü, Hisar ve Hayat Tarih mecmualarında yazdı. Yapıtlarından başlıcaları: Köyün Bağrından (1947), mevsim Sonu (1949), Seyehatnamelerde Konya (1949), Konya basın tarihi (1949), Konya Maarif Tarihi (1950), Gönüller Sultanı Mevlana (1959), Anadolu Efsaneleri (1966), Efsane ve Hikayeleriyle Anadolu Şehir Adları (1969), Nasrettin Hoca (1971), Atatürk’ün Yurt Gezileri (1975), Aldı Sözü Anadolu (1976) vb.


Ali Talip Özdemir(Konya-Ereğli) ,   

(1953- ) Politikacı.Konya’nın Ereğli ilçesinde dünyaya gelen Dr.Ali Talip Özdemir, ilk ve orta öğrenimini Konya’da tamamladı. 1973 yılında Ankara Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi’nde üniversite öğrenimine başlayan Özdemir, 1977 yılında Makine Mühendisi olarak mezun oldu. 1987 yılında Makine Yüksek Mühendisi oldu. Yüksek lisans öğrenimini yaptığı dönemde siyasete yakın ilgi duyan Ali Talip Özdemir, 1984 yılında yapılan yerel seçimlerde Konya-Ereğli’den Belediye Başkanı seçildi. İki dönem Ereğli Belediye Başkanlığı görevini sürdüren Özdemir, 1987 genel seçimleri için bu görevinden ayrılarak, Konya Milletvekili olarak parlamentoya girdi. Milletvekili olduktan sonra bir süre Turgut Özal döneminde ANAP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulundu. TBMM’de kurulan Çevre Araştırma Komisyonu Başkanlığı’na getirildi. 1991 yılına Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı’nda kurulan kabinede Çevreden Sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yapan Ali Talip Özdemir, Çevre Bakanlığı’nın kurulmasıyla da ilk Çevre Bakanı unvanına sahip oldu. 1992 yılında yapılan ara yerel seçimlerde İstanbul - Bakırköy Belediye Başkanı seçilen Ali Talip Özdemir, iki dönem bu görevini sürdürdü. Bakırköy Belediye Başkanlığı yanı sıra Marmara ve Boğazlar Belediyeleri Birliği Başkanlığı’nı da yürüten Ali Talip Özdemir, Avrupa Belediyeler Birliği üyeliğinde de bulundu. 1995 erken genel seçimlerinde İstanbul’dan milletvekili seçilen Ali Talip Özdemir, ANAP ve DYP’den oluşan 53. Hükümetinde Basın ve Enformasyondan sorumlu Devlet Bakanı olarak görev yaptı. 11 Ocak 2003 tarihinde yapılan Anavatan Partisi 3. Olağanüstü Büyük Kongresi’nde Genel Başkanlık görevine seçildi.


Altan Özdemir(Konya) ,   

(1931- ) Ressam. Ortaöğrenimini Konya’da tamamladı. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde Zeki faik İzer Atölyesi’nde çalıştı.1956’da okulu bitirdi. 1962’de akademide asistan, daha sonra da profesör oldu. 1963’te “Paris Genç Ressamlar Bienali”ne katıldı. Çeşitli kişisel sergiler açtı; karma sergilere katıldı. 1966’da Türk Çağdaş ressamlar Derneği’nce “Yılın En Başarılı Ressamı” seçildi. 1969’da TRT İstanbul Radyosu konser salonu fuayesi için açılan halı deseni yarışmasında birincilik ödülünü aldı.1971’de Devlet Sergisi İkincilik Ödülü, 1972’de DYO Yarışması ödülü, 1973’te Devlet Sergisi Başarı Ödülü’nü kazandı. 1975’te İş Bankası Genel Müdürlüğü yapısının “yüzey dekorasyonu” için açılan yarışmayı kazandı. İstanbul Resim-Heykel Müzesi’nde, özel koleksiyonlarda ve kurumlarda resimleri bulunmaktadır. Başlıca yapıtları: İşlem (1972), Çalışkan Robot (1972), Oforion (1973).


Atilla Özkırımlı(Konya) ,   

(1942- ) Yazar. Konya`da doğdu.İlk ve ortaöğrenimini Adana`da yaptı, Maraş Lisesi`ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü`nü bitirdikten (1968) sonra Hacettepe Üniversitesi`nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. 12 Mart döneminde işine son verilince yayınevlerinde danışmanlık, Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlik yaptı. (1972-1976). Daha sonra Atatürk Eğitim Enstitüsü`nde, İstanbul Devlet Konservatuarı`nda görev aldı. YÖK döneminde bağlı olduğu Mimar Sinan Üniversitesi`ndeki görevinden istifa etti (1982), yazarlığı uğraş edindi. Günümüzde Kitaplar dergisinin yayın yönetmenliğini yaptı. Şimdi Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi`nde Türkçe Öğretim Görevlisi olarak çalışıyor. Edebiyata şiir ve öyküyle girdi (Su ve Düzlem dergileri, 1963-1964). Bir suskunluk döneminden sonra Papirüs dergisinde eleştiri ve incelemeleriyle göründü (1967). Nesnel ölçülere bağlı eleştirilerinin yanı sıra Türk edebiyat tarihine ilişkin araştırma ve incelemelerinde toplum yapısıyla sanat arasındaki ilişkiyi öne alan bir tutumu benimsedi. Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Sabahattin Ali `nin yapıtlarının eleştirel basımlarını hazırladı. Eserlerinden başlıcaları:Kabusnâme , (1973) Nedim , (1974, gen. yeni bas.1991), Ahmet Haşim , (1974, gen. yeni bas.1991), Tevfik Fikret , (1978, 5. bas., 1990), Sabahattin Ali , (Filiz Ali Laslo ile, derleme, 1979, 2. bas., 1986), Türk Edebiyatı Ansiklopedisi (5 cilt, 1982, 5. bas.,1990) Edebiyat İncelemeleri (1983), Alevilik-Bektaşilik ve Edebiyatı (1985), Yazarları da Vururlar (Celal Üster ile, 1987), Tarihe Not Düşmek (1989), Toplumsal Bir Başkaldırının İdeolojisi Alevilik-Bektaşilik (1990, 2.bas.,1993), Hayatımıza Sevgisizliğe ve Yalnızlığa Dairdir (1991), Açıklamalı Edebiyat Terimleri Sözlüğü (1991), Söylev (Yalınlaştırılmış özet metin, 1991), Çağdaş Türk Edebiyatı (1991), Türk Dili (T. Baraz, N. Karasar ile (1992), Ömer Seyfettin -Seçilmiş Hikâyeler (İnceleme-derleme, 1992), Dil Ve Anlatım (1994), Romanların Dünyasında (Eleştiri, 1994), Tarih İçinde Türk Edebiyatı (İnceleme, 1995), Sevgim Acıyor (Deneme, 1995), Öykülerle Romanlarda Yaşamak (Eleştiri, 1995), O Güzel İnsanlar (Edebiyatımızdan portreler, 1998), Türk Dili: Dil ve Anlatım (İnceleme, 2001).


Ayhan Sarıismailoğlu(Konya) ,   

(1932- ) Yazar.Ortaöğrenimini Konya’da, yükseköğrenimini Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı (1953). Askeri hakim olarak Sarıkamış, İstanbul ve İskenderun’da çalıştı. Jandarma Genel Komutanlığı Hukuk İşleri Müdür Yardımcısı oldu (1964). İlk öyküsü Hisar’da (1952), daha sonraki şiir ve öyküleri Varlık’ta yayınlandı. Öykülerini Baba Lüferle Balıkçı adında bir kitapta topladı.


Bekir Semerci(Konya-Hadim) ,   

(1921- ) Eğitimci, yazar. Hadım İlçesinin Kalınağıl Köyü’nde doğdu. Çifteler Köy Enstitüsü’nü bitirdi. Arifiye Köy Enstitüsü’nde ve çeşitli ilk ve ortaokullarda öğretmenlik yaptı. Manisa Halk Eğitim Başkanı oldu. Geniş kapsamlı toplum kalkınması çalışmaları için bir süre İsrail’e gönderildi. Halk Eğitimi Başkanlığı sırasında Manisa’nın Demirci İlçesi’ne bağlı Bozköy’de tiyatro binası yaptırarak Türkiye’de ilk kez köy tiyatrosu çalışmalarını başlattı. Öğrenciliği sırasında Köy Enstitüleri dergisinin yazı kurulundaydı. Bu dergide ve Köye Doğru, İmece, Yeni Ufuklar dergilerinde yazıları yayımlandı. Konya’da öğretmenlerle Ekin (1960) dergisini çıkardı. Yapıtlarından başlıcaları: İnce Çayır (1961), Memet Beni Boşlama (1962).


Emre Senan(Konya) ,   

(1954- ) Karikatürcü.Konya doğumlu. İDGSA Uygulamalı Endüstri SanatlarıYüksek Okulu grafik bölümü mezunudur. Aynı okulda asistanlık yaparak akademik yaşama katıldı.İlk kariklatürü Ustura’da yayınlandı (1970). Politika, vatan ve Demokrat gibi gazetelere çizdi. YÖK yasasının kabul edilmesiyle görevinden istifa etti. 1980’den beri profesyonel tasarımcılık ve çizgi filmcilik yapıyor. Reklam endüstrisinin belli başlı muteber ajanslarının kuruluşuna katıldı. Bir karikatür kitabı yayınladı. işleri Kanada, Fransa, İsviçre, Kore gibi ülkelerde sergilendi müzelere kabul edildi. Çeşitli ulusal çizgi film yarışmalarında ve GMK sergilerinde birçok ödül kazandı. Çizgi Filmciler Derneği, Grafikerler Meslek Kuruluşu örgütlerinde yönetim kurulu üyeliği ve başkanlık yaptı. iki kişisel sergi açtı, karma sergilere katıldı.


Tevfik Fikret Sılay(Konya) ,   

(1890-1959) Hukukçu. Tevfik Fikret Sılay 1890 yılında Konya'da doğdu.Babası Ali Efendi,annesi Mümüne Adviye Hanımdır.İlk ve orta okulu Konya'da bitirdi.23 haziran 1905'de Konya Mülkiye İdadisi'nden mezun olduktan sonra İstanbul'a gitti. Darülfünun Hukuk (İstanbul Üniversitesi) Mektebine kaydoldu. 25 Eylül 1914'de 'ALA'derece ile şehadetname (diploma) aldı. Konya İstinaf Mahkemesi Mukayyetliği görevinde 1909 tarihinde işe başladı. 8 Mayıs 1911 tarihine kadar bu görevde kaldı. 8 Mayıs 1911'de terfien Karaman Bidayet hukuk Mahkemesi zabit Kitabetliği ve 1913 yılına kadar Karaman icra memurluğu görevlerinde bulundu. 1. Dünya Savaşı'nın hemen başında 2 Ağustos 1914 tarihinde talimgaha geldi. 9 aylık bir eğitimden sonra 10 Nisan 1915 tarihinde eğitimini tamamlayarak ayrıldı ,daha sonra zabit vekilliğine ve 16 temmuz 1916 tarihinde mülazımlığa (Subaylığa) terfi etti. Çanakkale Savaşlarında bilfiil savaştı.1.Dünya savaşında İttifak Devletleriyle birlikte savaştığımız Balkanlar da özellikle Galiçya Cephesinde destan yazan Osmanlı askerlerinin içinde harbin sonuna kadar silahlı olarak hizmette bulundu.Bu arada Mustafa Kemal Paşa ile tanıştı. Mütareke imzalanınca Konya'ya dönen Tevfik Fikret Sılay Bey Akşehir mahkeme Reisliğine atandı. Akşehir'de Hacı Bekir Efendi (Sümer) ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin şubesini açarak faal olarak çalıştı.Akşehir Mahkeme Reisi iken askere çağrılan Tevfik Fikret Sılay,11 Ağustos 1921 tarihinde tekrar orduya katıldı. Mustafa Kemal Paşa'nın Yaveri olarak Batı Cephesinde yapılan bütün savaşlara iştirak etti. 9 Eylül 1922 İzmir'in düşmandan kurtulduğu gün ;şehre Mustafa Kemal Paşa ile birlikte girdi. 1.Dünya savaşı ve Milli Mücadele'de silahlı olarak bizzat cephelerde yer alan Tevfik Fikret Sılay;hizmetinden dolayı İstiklal Madalyası ile taltıf edildi.12 temmuz 1923'te yapılan seçimlerde 871 oy alarak Konya'dan Milletvekili seçildi,başarılı görevlerde bulunduktan sonra 1927 yılında üçüncü dönemde CHP'den tekrar Konya Milletvekili seçildi. Konya'dan II,III.IV,V,VI,VII, ve VIII. dönemlerde de Milletvekili seçilen Tevfik Fikret Sılay'ın; genç yaşında ölen Konya Milletvekili Musa Kazım (Onar) Efendi'nin,öksüz çocukları için Konya Milletvekili Kazım Hüsnü Bey ile verdiği "Türkiye'nin bütün okullarında meccanen okusunlar" kanun teklifi Türkiye'de çıkan ilk özel kanundur.Meclis'te kabul edilen kanun ,Sılay tarafından Onar ailesine İstanbul'da bizzat bildirildi.Milletvekili iken 6 Temmuz 1932 yılında CHP Genel başkanlık divanınca,Balıkesir parti başkanlığı'na getirilen Tevfik Fikret Sılay 1 mart 1935 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan vekilliğine seçilmesiyle ayrıldı.Belli bir süre Celal Bayar ve Refik Saydam kabinesinde Adalet Bakanı oldu.1945 yılında tekrar TBMM Başkan vekilliği görevine seçildi ,1947 tarihinde Divan tarafından CHP Genel sekreterliğine getirildi.Sağlık sorunları nedeni ile 1950 yılında siyasi hayattan çekildi.20 Nisan 1959 yılında Ankara'da kalp yetmezliğinden vefat eden Tevfik Fikret Sılay'ın naaşı,Asri Mezarlıkta toprağa verildi.


Faruk Sükan(Konya-Ereğli) ,   

(1920-?) Politikacı. Yükseköğrenimini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tamamladı. Bir süre hekimlik yaptıktan sonra Paris’te uzmanlık eğitimi gördü (1950). 1957’de Ereğli Belediye başkanı seçildi. 27 mayıs’ta bu görevine son verildi. 1961 seçimlerinde Adalet partisi’nden Konya milletvekili olarak meclise girdi. 1963’te parti genel başkan yardımcılığına getirildi. 1965’te Suat Hayri Ürgüplü başkanlığında kurulan karma hükümette Sağlık Bakanı, 1965’te Demirel Hükümeti’nde İçişleri Banaı oldu. 1969’da AP’den milletvekili seçilmesine karşın bir süre sonra da AP’den ayrıldı. Demokratik parti’nin kurucuları arasında yer aldı. 1972’de parti genel sekreteri, 1973’te Konya milletvekili oldu. Aralık 1977’de kurulan Ecevit Hükümeti’nde Devlet bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yaptı, 1979’da istifa ederek ayrıldı ve yeniden AP’ye girdi.


Metin Şahin(Konya) ,   

(1963 - ) Konya’da doğan Şahin, tekvandoya 14 yaşında başladı. 1986-87-88-89 ve 1990 yılında Avrupa şampiyonluğunu kazanan Şahin, 1985’te dünya ikincisi oldu. 1988’de Seul Olimpiyatları’nda üçüncülüğü, 1984 ve 1988’de Avrupa ikinciliğini elde eden Şahin, aktif sporu bıraktıktan sonra Selçuk Üniversitesi Beden Eğitim Yüksekokulu’nda öğretim görevlisi olarak çalıştı


Oğuz Tansel(Konya-Bozkır) ,   

(1915-1994) Şair. Bozkır’ın Meyre Köyü’nde doğdu. Ortaöğrenimini Pertevniyal Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi’nde okurken (1938) başladığı öğretmenliği 1969’da emekliye ayrılıncaya dek sürdürdü. Ölçülü, uyaklı ilk şiirleri Varlık’ta çıktı (1937), 1947’den sonra serbest şiire geçti. Aydınlık, Dost, yelken, Yeditepe ve Güney dergilerinde yazdı. Allı ile Fırfırı (1976) adlı yapıtı ile Türk Dil Kurumu Çocuk Yayını Ödülü’nü kazandı. İlk yazıları ise “Halk Bilgisi Haberleri”nde yayımlandı. Öğretmenlik, halk kültürü araştırmacılığı ve ozanlığı, kişiliğinde birbirinden ayrılmaz ögeler olarak yer aldı. 1942-1948 yılları arasında Amasya’da derlediği masallar, Profesör Pertev Naili Boratav ile Profesör Wolfram Eberhard’ın hazırladığı Türk Halk Masallarının Tipleri Kataloğu’na girdi. Toplumsal gerçekçi çizgide, sevgi kardeşlik, özgürlük, barış, eşitlik temalarını işlediği şiirlerinde yalın bir söyleyişe ulaştı. Türkçe’yi ustalıkla kullanarak, halk söyleminden, folklorik ögelerden yararlandı. Doğayı betimleyen ikilemelerden özellikle yararlanması ondaki şiirsel coşkunun bir sonucudur. Yapıtları İngilizce, Fransızca, Almanca ile Danimarka ve Kore dillerine çevrildi. Ardında şiir ve masal kitaplarıyla halk kültürü, sanat, edebiyat ve toplum sorunları üzerine yazılmış yüzlerce makale bıraktı. Eserlerinden bazıları:Savrulmayı Bekleyen Harman (şiir, 1953), Gözünü Sevdiğim (şiir, 1962), Sarıkız Yolu (Şiir, 1985), Bektaşi Dedikleri (Metin Eloğlu ile birlikte, 1970), Altı Kardeşler (Masal, 1959), Yedi Devler (Masal, 1962), Üç Kızlar (Masal, 1963), Mavi Gelin (Masal, 1966), Al’lı ile Fırfırı (Masal, iki cilt, 1976), Konuşan Balıkla Yalnız Kız (Masal, 1985), Çobanla Bey Kızı (Masal, 1985).


Halim Uğurlu(Konya-Taşkent),   

(1926-2001) Şair. Konya Taşkent’te doğdu. Liseyi Konya’da okuyup, üniversite eğitimi için İstanbul’a geldi. İstanbul Üniversitesi felsefe bölümüne girdi. Çocuk yaşlarından beri şiir ve edebiyatla uğraşan Uğurlu’nun ilk şiiri 1946’da Büyük Doğu’da yayımlanmış. Edebiyat Dünyası, Papirüs, Türk Dili, Soyut, Türk Basın Birliği, Son Çağ, Güney, Yansıma gibi dergilerde şiirleri gün ışığına çıkan babamın TRT’den de şiir dalında 1970 yılında aldığı bir ödülü var. Eserlerinden başlıcaları: Asya Baharı (1950), Değişim (1967), Gökağrı (1971), Türke Destan (1974), Zamanların Dili (1974), Kan Su Kesince (1979), Kıyamet Çiçekleri (1988) ve Sözcüklerde Uyanmak (2000)


Meray Ülgen(Konya) ,   

(1941- ) Karikatürcü. Yükseköğrenimini İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı. İstanbul’da birkaç kez karikatür sergisi açtı. Türkiye Milli talebe Federasyonu’nun düzenlediği şenlikte karikatür yarışması birincisi oldu (1966). Dördüncü Hisar Kısa Film Yarışması’nda çizgi film dalında birincilik kazandı (1970). Almanya’da tiyatro alanında çalışmalar yaptı.


Mustafa Üstündağ(Konya-Seydişehir) ,   

(1933-1983) Politikacı. Seydişehir’de doğdu. Yükseköğrenimini Gazi Eğitim Enstitüsü İngilizce Bölümü’nde tamamladı. ABD’de Wisconsin Üniversitesi’nde öğrenim gördü. Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. 1969, 1973 ve 1977 seçimlerinde Konya’dan milletvekili seçildi. 1974’te Bülent Ecevit Başkanlığında kurulan CHP-MSP karma hükümetinde Milli Eğitim bakanı olarak görev yaptı. CHP’de uzun süre genel sekreterlik görevini sürdürdü. 12 Eylül 1980’den parti kapatılıncaya değin genel başkan vekilliği görevini üstlendi. 1983 yılında bir trafik kazasında öldü.


Şevki Vanlı(Konya) ,   

(1926- ) Mimar.Konya’da doğdu. Mimarlık eğitimini ve doktorasını Floransa Üniversitesi’nde yaptı (1954). Şevki Vanlı çalışmalarından ötürü Mimarlar Odası tarafından ödüllendirilen ilk mimarlardan oldu. 1950’li yıllarda mimarlık hakkında yazılar yazmaya başladı, aralıklarla sürdürdü. 1970’li yıllarda ise Ankara yakınlarındaki ilk özel yenikent, Or-an projesini yaptı ve yönetti. Şevki Vanlı 47 yıldır uygulamacı mimar olarak çalışmaktadır. Yurtiçi ve yurtdışında aralarında Cezayir Ulusal Merkezi’nin de bulunduğu 100’ü aşkın projesi vardır. 1992 yılında Mimarlar Odası tarafından Büyük Sinan Ödülü verildi. 1989’da Şevki Vanlı Mimarlık Vakfı’nı kurdu.